önümde yükselen yapıya bakıyorum
binlerce yıldır ayakta duran
taşları yontan ve kesen elleri düşünüyorum sonra
uğruna verilen emekleri
canları…
düşünüyorum
burada geçirdiğim bir saatin
onların ömründen kaç saati götürmüş olduğunu…
pütürlü duvarlara dokunuyorum
dar kapılardan geçiyorum
meşale izlerine bakıyorum
karanlık odaların aydınlattığı
ve durmaksızın çarpan kalbimin
üzerinde tutuyorum elimi…
kaygan taş merdivenlerden
derinlere indiğimde
bir ezgi çalınıyor kulaklarımda
sonra dudaklarıma iniyor
mırıldanıyorum, hiç bilmediğim bir dilde
yükseliyor loş ışıklı odaların duvarlarında…
sonuna geldiğimi düşündüğümde
merdivene oturup
başım ellerimin arasında, düşünüyorum
belki de susturmalıyım içimdeki müziği
meşaleler sönmeden gitmeliyim buradan…
duvarlara dokunarak ilerliyorum
bu kez bildiğim bir şarkıyı mırıldanarak
tam o sırada oynuyor yerinden
dokunduğum büyük bir taş ve
güçlükle hareket ettirdiğimde
bir şey düşüyor ayaklarımın ucuna…
elime aldığımda fark ediyorum
küçük bir taş olduğunu
buz gibi duruyor avucumda…
aydınlığa çıktığımda açıp bakıyorum
parmaklarımın arasında duran
ve artık ısınmış taşa
üzerine bir balık resmi kazınmış olan…
benim için bırakıldığını düşünüp
kimselere söyleyemiyorum
üzerine açtığım bir deliğe
ip geçirip dileğimi tutuyorum hemen
artık asılı boynumda…
belki bir tılsım bu taş
belki de büyü
her ne olursa olsun
içimdeki ezginin ve dileğin
tek şahidi…
Sayı: 71