Demlik

Bir Deli Ütopya

“Sevgili Tanrım,” diye başladı genç kız, dizleri üstünde. “Burada her şey yolunda; istediğim, yıllar yılı hayalini kurduğum her şeye sahibim. Başımı sokacak bir yuvam,” eliyle kendine ait olmayan eşyaları gösterdi, “ve yiyecek yemeğim var,” plastik tabağı işaret etti. “Yavaş yavaş arkadaşlar ediniyorum.”

Dediklerini onaylarcasına koridordan gelen çığlıkları kulak ardı etti. Görevli boş tabağı almak için odaya girdi. “İnsanlar kapı tıklatacak kadar nazik değil,” dedi gözleriyle görevliyi takip ederken. Görevli tabağı aldı, kıza bakarak gözlerini devirdi ve dışarı çıktı. “Ama artık alıştım,” diye devam etti. Dizleri acımaya başlayınca bağdaş kurdu. “En önemlisi de, burada mutlak bir sessizlik var. O kötü kız eskisi kadar sık ziyaretime gelmiyor.” Biraz sevinçle biraz da üzüntüyle iç çekti. Üzüntüsü kendini bile şaşırtmıştı. “Galiba onu özlemeye başladım; eksikliğini çekiyorum. Dibe çöktüğümde, o yanımda durmuştu. Buradaki düşüncesiz insanlar değil. Gerçi, en başında beni dibe çeken de oydu.” Eliyle alnına şaplak attı. Bunlar, tanrıya anlatılmaması gereken şeylerdi. Öte yandan, o her şeyi bilmez miydi zaten? “Bilir,” dedi tanıdık bir ses.

Eski dostu gelmiş, koltuğun ucuna tünemişti. Ne ara gelmişti sahiden?

“İstediklerine yardım eder. Ama sana yardım etmek istemiyor. Senin yok olup gitmen herhalde en çok onu mutlu ederdi.”

“Kapa çeneni,” diye bağırdı genç kız, kurduğu bağdaşı bozmadan. Arkadaşı bir papağanın hevesiyle tekrarladı: “Kapa çeneni, kapa çeneni.” Kız kulaklarını kapadı, arkadaşı koltuktan kalkarak yanına geldi. “Kapa çeneni,” dedi kızın ellerini kulaklarından çekmeye çalışırken. Kız pes etti, ellerini dizlerine yerleştirdi. “Neden geldin?” dedi içinde hissettiği umutsuz korkunun sesine yansımadığını umarak. Arkadaşı cevap vermek yerine kızın karşısına oturdu, durusunu taklit etti. Kız bir aynaya bakıyormuşçasına ürktü; aynalardan hoşlanmazdı. “Beni özlediğini duydum; Tanrı senin her bir yakarışını, ettiğin her bir duayı bana iletiyor. O, benim için çalışıyor,” dedi geç bir cevap olarak. Kız bu sefer içindeki korkunun gözlerine ulaştığına, boğazını tıkayıp konuşmasını boğuk bir haykırışa dönüştürdüğüne emindi. “Yalancı,” diye mırıldandı içinde parlayan ateşe inat mutlak bir fısıltıyla. Arkadaşı duydu. Zaten o her şeyi duyardı. Aynı papağan taktiğini tekrar uyguladı. Oysa kız farklı bir karar almıştı. Kulaklarını kapatmak yerine arkadaşına saldırdı. Onu yere devirip saçını çekti, eliyle ağzını kapatmaya çalıştı. Çıkan gürültüye gelen hemşireleri göz ardı etti. Arkadaşı çıkan yaygaradan yararlanarak elinden kurtuldu, dışarı kaçtı. Bir anlığına kıskandı. Onun peşi sıra odadan çıkacakken hemşireler tarafından sertçe durduruldu. Kapana kısılmış bir hayvan gibi acı dolu çığlıklar atarak kurtulmak için debelendi. Bir faydası olmadı. İğnenin sivri ucunu kolunda hissetti, canı yandı. Hemşireler geriye çekilip kızı kendi haline bıraktılar. Dizleri üstüne düşmüştü. “Sevgili Tanrım,” diye başladı söze. “Burada her şey yolunda.”

Yazan: Ezgisu Karakaya

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

BİZE KATILIN

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Eylül’e kadar gönderebilirsiniz.

37. sayı için tema: “Devrim”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.