Çok garip bir salona girmiştim. Yaşım diğerlerine oranla ilerlemiş fakat şu köşedekilere göre ise henüz doğmamıştım bile. “Garson efendi gelir de bir ikramda bulunursa, çekinmeden kabul et. Bu balo hepimiz için!” demişti karşımdaki bayan. Ne diye bana böyle anlamsız bir hitapta bulundu bilmiyorum ama o garson beni hiç ziyaret etmedi. Sol elim cebimde ve sağ elim de alnıma masaj yapar şekilde bir müddet dolaştım. Köşedeki kişiler bana kahkahalarla güldüler ve aralarından bir tanesi bana çok güzel bir maske uzattı “Masken nerede delikanlı? Fark etmedin mi, maskesiz dolaşan yok buralarda…”
Köşedeki kişiler beni oldukça etkilemişti. Çünkü bana maske veren kişinin önce deli olduğunu düşündüm, sonra ise kurduğu cümlenin ne kadar mantıklı olduğunu anladım. Salonun içerisinde yüz kişi bulunuyorsa bunlardan sadece üç ya da dört tanesinde maske bulunuyordu. Fakat yine de herkes maskeliydi.
Bu durumu şöyle açıklamıştı, tam maskeyi almış köşedeki insanlardan uzaklaşırken sol kolumdan tutmuş ve içimi titretmişti “Yanlış bir şey söylemedim sana, bu insanların hepsi maskeli. Salona giren herkes dans pistine çıkar fakat bizim yanımıza herkes uğramaz. Çünkü herkesin şu elinde tuttuğun maskeye ihtiyacı yok. Onlar doğuştan maskeli. İkiyüzlülükleri ile ünlenmiş, hangi yüzünün maske olduğu belli olmayan insanlar nasıl da dansımızı taklit ediyor görüyor musun? Onlara sorsan en güzel dansı sergiliyorlar fakat sakat bir hayvanın debelenmesinden öteye geçemiyorlar…”.
Dans pistini görmeniz gerekir. Sanki bir kısmı Aram Khachaturian tarafından Masquerade Waltz ile beden buluyor, diğer bir kısmı enstrümansız şaman ayini yapıyor denilebilir. Bazıları daha hırçın, bazıları daha folk, kimileri ise bolca tasavvuf içeren figür sergiliyorlar. Bütün bunlar olurken de hiç kimse karşılarına çıkıp da “Henüz ritim sunulmamış size, nasıl dans edebiliyorsunuz?” demiyor. Çünkü bu salondaki herkes tek bir şeyden emin. Ritim her zaman var! Biz, “o (ritim) sadece bizim algılayabileceğimiz forma büründüğünde var” dersek hata ederdik. Sanırım bütün salonun ortak fikre sahip olduğu tek konu da bu…
Köşedekilerin yanlarına uğramamış, kibir dolu kibarlıklarıyla dans eden şu insanlara bakacak olursanız, onların danslarını taklit etmek isteyebilirsiniz. Bunun sebebi ise sergiledikleri dansın güzel olması değil, dansı sergileyenlerin güzel olması. Etrafınıza baksanıza biraz, “bunlardan başka taklitçi kalmamış mı?” deseniz de “çoğunluğun yaptığı ‘monoton devinim’ olmalı ki elimizi sağa değil de sola doğru kaldırdığımızda nevrotik sayılalım” deseniz de, bu pistte dans edenlerin figürleri birbirine çok benziyor. Ritim -onların içlerinde duydukları ritim- bu figürlerin ancak hızını değiştiriyor. Ancak aralarında bazıları var ki, maskelerini takmış ve diğerlerinden oldukça farklı dans ediyor. Bu dansı hiç görmüş müydünüz? Elimdeki maskeyi yüzüme takarak sahneye doğru ilerlemeye başladım, çünkü beğendiğim, taklit etmek istediğim dansı bulmuştum.
Maske takan 3-4 kişiden birisi de bendim. Bizleri anlamak istemeyecek olanlar “nasıl bir varlık dans pistinin ortasında ‘hazır ol’da bekler ki?” diye sorabilirlerdi. Bizleri anlamak isteyecek fakat yanlış anlayacak olanlar “Bu harekete bir dur demeli! Ritim beyninizi ele geçirmiş!” diye haykırabilecekti. Bizleri anlayanlar, anlamaya yakın olanlar “hayat maskenin hangi tarafında? Bende mi yoksa dışarda mı?” sorusunu en az bir kez aklına getireceklerdi.
Kalbimin gürleyen tavırlarına bir bakın. Sebebini düşünmeden sahneye dönüp baktığımda orkestranın hazır olduğunu gördüm. Müsaadenizle küçük hanım, sanırım bu parçada dans etmek için bir arkadaş gerekmiyor. Fakat yine de ellerinizden tutmaya devam edebilir, bu anlamlı bakışlar için size dans pistinin yolunu gösterebilirim…