Bir çocukluk hatırası, Sakızlarım, oyunlarım, çıkartmalarım Uçan ejderhalarım, sırma yeleli yıldırım atlarım Dede korkut masallarım Gözlerimi kapatınca beyaz pamuk bir bulut Tüm sevdiklerimi üzerine alsa Uykuya dalmadan gezdirse bizi, diyar diyar dolaştırsa…
Yırtık Cepli Pantolon
Her şey geldi geçti… Bir mutsuzluğum kaldı cebimde Ah cebi yırtık, eski pantolon! Yürürken bu mutsuzluk da cebimden düşse, Son ağırlığı da bırakırdım öylece Bilirim “Hiçlik” esas mertebe Sayı: 59
İstanbul’da Bir Yaz Akşamı
Kalem kalemlikte, satırlar mısralara gebe İki ince çizgi alnım üstünde Ve yorgun ama huzur esir içimde… Sıcak yaz gecesi, ince bir esinti getir albatros kanadın üzerinde Denize dair, boğazından kucakla, serinlet tane tane… Ne güzeldir semaya nispet süzülmek özgürce Oysa…
Kartların Kaderi
Nasıl saklı bir dünya… Tepeden baksan masada tek kart var, hayat! Yandan bakınca bir deste iskambil oluyor… Tek hayatı olan, sayısız insan gibi… Ya da tek insanın, sayısız hayalleri gibi… Hepsi çekileceği eli bekliyor… Kimi mutlu kupa, kimi sert maça…
Balık Hafıza
Perdesiz oyun hayat, her sıkıntıda daralma! Yer gök olmuş insan, sığmaz arşa Camilerde artık ihtiyaca göre dünyada Taşlar konmuş yan yana, diyorlar musalla Avluda üç cenaze, artık pratik bir arada Daha ikindisi var, bekliyorlar sırada Ne zamandır görmedim Tijen’i, Müjgan’la…
Gezginler
Kime derdim desem “Derdin ne?” derler Pirler Ve bir tebessümle süslenir çehreler Bilmez misin evlat? Derman ararken gönül pişer! Anadolu’nun tarlalarında rüzgârı arar dururum… Sorsam nerede eser yeller? Ya yüzdeki çizgilerden, derin yürektekiler Ya da kelamsız bir not defteri, viran…
Hırs’ı Devran
Ne zaman görsem, yüzün bakmaya Uyanacağımı bile bile rüyalara Su olsam, geçit vermez dağlara Umut çuvalıma, hayaller doldurup Yorulunca sarılıp, ona yaslanmaya Doyamadım… Durdum aheste, cihan-ı durakta Gelip geçen “yiğitsiz” destanlara Doymak bilmez, ipotek gırtlaklara Ateşkessiz “ben”lik savaşlarına Alev, alev…