Düşünmek istiyorum. Düşünülen ve düşünülmüş olan, ayrıca bundan sonra düşünülecek her şeyden farklı bir şeyler düşünmek istiyorum. Bütün bunlara bakılan bakış açılarından, daha farklı bir bakış açısından bakarak, daha farklı düşüncelere sahip olmak istiyorum. Nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bir çok şeyi bilmediğim gibi, nasıl farklı düşüneceğimi de bilmiyorum. Aslında bazen gerçekten çok farklı düşünüyorum, hatta düşündüklerimi anlamıyorum. Anlamaya çalışırken, uyuyakalıyorum; ama istediğim tam olarak bu değil. Bilinçli bir şekilde, bilincimde farklılık yaratmak istiyorum…
Mesela, yolda yürürken gördüğüm insanların, nereden nereye gittiklerini bilebilmek istiyorum. Onların yürürken düşündüklerini, düşünebilmek, hislerini hissedebilmek istiyorum. Öyle bir pencereden bakıyım ki dünyaya, her şeyi görüp duyabileyim, her şeyi diğer insanların düşündüğünden farklı düşünebiliyim istiyorum.
Odunlara sadece odun olarak bakmayayım istiyorum. Kışın ısıtma aracı olarak kullanılan bu odunlara, yazın da saygı gösterilsin istiyorum. Mesela bir odunla konuşulsun ve konuşulurken de takım elbise giyilsin istiyorum. Saygıdan ötürü… Odunlara saygı gösterilsin istiyorum. Odunlar saygıdan yoksunlar…
Aslında bir çok şey saygıdan yoksun. En başta insanlar. Başka şeylere saygı göstermeyen insanlar, birbirlerine de saygı göstermiyorlar. Aslında herkes saygı bekliyor. Herkesin bir şeylerden ötürü haklı olarak saygı beklediği bu dünyada bu kadar saygısızlığın olması çok saçma. Saçmalamak saygısızlık olamaz. Çünkü doğru saçmalayabilmek, sanattır; ama konumuz bu değil. Konumuz saygı. Her şeye saygı gösterilmesi gerekiyorken, insanlara bile saygı gösteremeyen bir toplum, oduna nasıl saygı gösterebilir ki? Gösteremez. Göstermeli…
Sadece oduna değil. Mesela her gün üstünde oturduğumuz koltuklara, içinden bir şeyler içtiğimiz bardaklara, bindiğimiz atlara saygı göstermeliyiz. Birazcık saygınız var mı acaba? Bana gösteriniz. Saygının olmadığı yerde huzur olabilir mi?
Bahsettiğim, mevkilere veya makamlara gösterilen yapmacık saygılar değil. Tam olarak bunun tersi. İnsan olduğu için, insanlara saygı göstermek. İnsan olabilmek. Çok garip bir şey insan olabilmek. Aslında tertemiz doğan ruhlarımızın insanlığı zamanla yok edilmese, çaba göstermemiz gerekmeyen insan olma durumu; kirletilen ruhlarımız yüzünden, çaba gösterilerek bile zor ulaşılan bir hedef olmak zorunda kalıyor.
İnsan olmak neden bu kadar zor? Birilerine hoşgörü gösterebilmek, saygı duyabilmek, her durumda sakin kalabilmek, hatta ve hatta var olan her şeye bir nebze sevgiyle bakabilmek bu kadar zor olmamalı. Kolay olmalı. Şey kadar kolay olmalı. Bir kafeye gittiğinde, içeceğin şeye daha önceden karar vermişsen eğer, garsondan onu istemek kadar kolay… Bir eczaneye gidip, prezervatif almak kadar zor olmamalı.
İnsanlar yanlış şeylere çok fazla değer verip, önceliklerini doğru seçemiyorlar. Farkında mısınız, hepimiz bir şeylerle uğraşıyoruz… Hatta bazıları milyon dolarlarla oynarken bazıları aç kalmamanın derdinde; ama ikisi de mutsuz ve ikisi de huzursuz. “Serbest zaman” öğesi işte tam da bu noktada kafa kurcalıyor. İnsanların rahat bir hayat ve eğlenceli zaman geçirmek adına yaptıkları bütün her şey, zamanlarının neredeyse hepsini, sıkıcı bir şeylerle geçirip mutsuz olmalarına neden oluyor…
Bunun nedeni ne biliyor musunuz? Ben bilmiyorum; ama tahmin edebiliyorum. Bence demin de belirttiğim gibi, insanlar yanlış şeylere değer veriyorlar. Mesela güç, para, şan, şöhret, hırs vesaire vesaire… Bütün bunlar için, bir çok insanın kalbini kırıp, bir çok insanın mutsuz olmasına neden olan insanlar, bir süre sonra kendilerini, mutsuzluğun en içinden çıkılmaz hapislerinden birinde buluyorlar… Bulmayaydılar iyiydi; ama bu kadar değersiz olması gereken konulara bu kadar değer veren insanların kaçınılmaz sonu bu.
Bir çok insan tanıdım… Bu bir çok insanın değişmeyen tek bir isteği var. Bir yerlere ulaşıp bir şeylere sahip olarak mutlu olmak. Bu bir çok insanın bir çok özelliğinden bir tanesi bile, “sadece mutlu olmak” değil. Dediğim gibi insanların istediği “bir yerlere ulaşıp bir şeylere sahip olarak mutlu olmak” olunca asıl ulaşılması gereken “mutluluk”, hiçbir zaman elde edilemiyor.
İşin kötü tarafı, toplumda öyle bir algı oluşmuş ki, Mehmet, Züleyha, Pakize ve Müslüm böyle olduğu için, siz böyle olmadığınız zaman, herkes size baskı uyguluyor. “Hayat böyle kolay değil. Çalış.” Olur çalışırım; ama ne için? Nasıl? Bütün hayatımı, sırf düzen aksamasın diye abuk subuk bir şeylerle çalışarak geçirip, birilerinin kalbini kıracaksam, çalışmamak daha mantıklı ve makul.
Yolda yürüyen insanların hiçbiri bunları düşünmüyor sanırım… Anladığım kadarıyla hepsi, işinden çıkıp evlerine yürürken, kredi kartı taksitlerini nasıl ödeyeceklerini veya yolda trafik olup olmayacağını, hepsini geçtim ertesi gün nasıl aynı şeyleri tekrar edebileceklerini düşünüyorlar. En uç düşünceleri, evliyse eşiyle sevişmek; evli değilse hayatının insanını bulup bulamayacağı veya hayallerindeki insanla sevişip sevişemeyeceği olan; ama bindiği otobüste oturduğu koltukta, ateşli sevişmeleri hayal edip, bunu dile getirmekten bile korkan bu insanlar, nasıl mutlu olabilirler ki?
Sanırım bu yazıda, farklı bir şeyler düşündüm ve size de düşündürdüm…
Saygılar.
Duygularıma tercüman oldunuz, yürekten katılıyorum..