Kimilerine göre William Shakespeare sadece bir efsane, kimilerine göre ise döneminin yaşayan en ilginç gözlem yeteneğine sahip (belki de sadece biraz delilik) yazarlarından biri. Yüzyıllardır sayısız ülkede eskimeden izlenen, okunan, canlandırılan, nesilden nesile yaşatılan bir olgu. Onu ve eserlerini sevin yahut sevmeyin, dünyanın hiçbir yerinde Shakespeare’i bilmeden tiyatro eleştirisi okuyamaz ve yapamazsınız; çünkü tiyatro hayatı içinde olanlar onu bildiğinizi varsayarlar.
Shakespeare’in dili ve eserleri göz önüne alınacak olursa; dili, söz sanatlarıyla yorulmuş söz cambazının dilidir, eserleri okunmaktan çok oynanmaya dayalı trajedinin içinde komedi, dramın içinde absürtizm içeren yapıtlardır.
Hamlet bir entrikanın, intikamın oyunudur. Gerçeklerle yüzleşmek, hayalle gerçek arasında mücadele etmek, acılardan güçsüz düşüp yeniden ayağa kalkabilmenin oyunudur. ‘’Oyun içinde oyun’’ oynanır, bir tanıdığını bir daha tanıyamaz olur insan; çıkarlar, planlar, kazançlar uğruna.
Hamlet öyle karmaşık bir karakterdir ki;
‘’Oyun içinde ustaca oyun yönetecek ve sergileyecek; soytarıyla soytarı, saraylıyla saraylı, en akıllı kadar akıllı, kusursuz bir deli olabilecek kadar oyunculukla yoğrulmuş, ama bir oyuncunun nasıl olup da kılık, kimlik ve varlık değiştirdiğini kendi kendine soran kişidir’’
Her birimiz gibi kararsızlıkları, güçsüzlükleri, hassaslıkları vardır fakat sadece yalnızken. Kafasına bir şey koyduğu zaman büyük bir esneklikle her karaktere bürünebilir.
Oyunda geçen olaylar zinciri bir ihanetle başlar. Amcasının tahta geçmek uğruna kral olan babasını zehirlemesi ve annesiyle evlenmesiyle Hamlet sırtına keskin bir bıçak yemiş, adeta karanlık bir uçuruma düşmüştür.
‘’Tüm dünya birleşip örtmeye çalışsa da, gözden kaçmaz kötülükler, çıkar ortaya sonunda.’’
Kafasında cevaplayamadığı onlarca soru, kalbinde babasını kaybetmenin acısı ve gözlerinin önünde annesi ve amcasının hiçbir şey olmamış gibi düğün kutlamaları.
Rüyalar, kabuslar, hayaller; onu temiz ve saf gerçekliğe ulaştırır, adeta bir senaryo gibi hainlere yaptıklarının bedelini ödemeleri için itiraf oyunları hazırlar.
‘’Zaman zıvanadan çıkmış; ne kara talihim varmış ki, bana düşüyor onu düzeltmek.’’
Gerçek şu ki ‘’Edepsizlik cennet kılığına girse de, erdemi nasıl şaşırtamazsa yolundan; göksel yataktan bıkar şehvet, yanında yatan ışıl ışıl bir melek olsa da bıkar ve leş aramaya çıkar sonunda.’’
İyi kalpli olana, doğru bir yol olsa da intikam ağır gelir, ruhu harap düşer. Bir yanında kalbi feryat figan bağırır, öbür yanında aklı zekice planlar yapar. Aynaya bakmak en büyük karşılaşmadır kendisiyle, bir yan gurur ve azim, bir yan hassas duygular.
‘’Ben katledilmiş, sevgili bir babanın oğlu, hem cennet hem cehennem öcünü al derken, kalbimi kahpeler gibi ortaya seriyorum, sonra sövüp saymaya başlıyorum; bir sokak kadını gibi. Hadi beynim iş başına. Duydum ki suçlu kişiler oyun seyrederken kimi sahnelerin oynanışındaki ustalıktan öylesine derinden çarpılırlarmış ki, o an da içlerindeki kötülüğü açığa vururlarmış.’’
Öyle yoğun duygular, gereklilikler içindedir ki Hamlet; aşka ayıracak ne sevgisi ne zamanı vardır, onun için güzel hayaller kurmak aşkın o huzurlu hafifliğini yaşamak kolaya kaçmaktır, onun durumundakiler için. Bir aşkın peşinden gittin mi ne intikam kalır ne de kötülüklerin bedeli.
Dostluk vardır onun yanında sadece, ne anne sevgisi ne aile desteği. Dostları dışında kimseye inanamaz güvenemez olmuştur, kötülüğün kaynağı (kral olan amcası) emir verir ve emirleri gerçekleşir, kimse Hamlet’i yahut olayların sonucunu düşünmez.
Bir kılıç, bir şarap, bir anne, bir çocuk, bir aile, umutlar, mutlu hayatlar bir hırs uğruna solup gitti belki de ama asıl olması gerekenler, Hamlet’in kafasındakiler gerçekleşti. Kan, öfke, hırs, gözyaşları sahnenin üstünde seyircinin zihninde kaldı.