Karanlık bir kuyunun içinden aydınlığaydı yolculuğum. Yükseldim, yükseldim ve bulutların arasına daldım. Yumuşacıktılar ve nemli. Tam o sırada uyandım. Yoksa uyuyor muydum, emin değilim. Nasıl bir hisle dolu olduğumu tarif edemiyorum. Bembeyaz bulutlar pamuk gibi sarmıştı beni. Gerçekte su buharından başka bir şey değildiler oysa ki. Bir süre tavanı seyredip durdum. Hatalı boya lekeleri çarptı gözüme. Evet, dünyaya hoş geldim. Ne vardı daha çok kalsaydım rüyamın içinde. Kendimi uyandırdığı için kızdım kendime. Kalktım pencereyi açtım, yüzümü yıkadım, çay suyunu koydum, ekmek var mı diye baktım şöyle bir. Bayattı ama dışarı çıkmayacaktım tazesi için. Yatağı toplayıp pijamalarımı değiştirdim. Aynaları sildim, çiçekleri suladım, pencereyi kapattım. Kahvaltımı mutfakta yapmaya karar verdim sonra ve rüyamı düşündüm. Etkisi bırakmıyordu peşimi. Nereye gitsem geliyordu benimle. Elimi tutuyor, sırtıma çıkıyor, karşıma geçip şöyle bir duruyordu sanki. Gülümsediğini görüyor gibiydim. Koridorda hızla yürüdükçe kuyudaki yükselişim geliyordu aklıma, kalbim hızla çarpıyordu. Kızarmış ekmek kokuları ve demli çay sararken evin her köşesini, ben yine yaşadığım birkaç saniyeyi düşünüyordum. Telefonum çaldı birkaç kez, açmadım. Sigara yakmadım. Kahvaltımı hızla yapıp yazı masama oturdum. Havanın kasveti içimdeki yazma coşkumu körüklüyordu. Elbette rüyamı yorumlayacaktım sayfalarımda. Ve işte başlıyordum:
Gecenin kör vaktinde Körüklü Meyhane’den dönüyordum. Yok, sarhoş değildim. Bu kez usturupluydu yudumlarım. İç sıkıntısıyla eve dönüyordum ki bankta oturmuş bana bakan genç bir adam gördüm. Durdum, ben de baktım ona. Çok tanıdıktı. O da beni tanıyormuş gibi bakıyordu. Ayağa kalktı. Paltosunun sağ cebinden bir şey çıkarıp elime tutuşturdu ve hızla uzaklaştı. Ardından koştum ama çoktan gözden yitmişti. Elimde zarfla yolun ortasında kalakaldım. Zarfı açtım ve içinde bir mektup olduğunu gördüm. Sokak lambasının ışığında harfleri seçemiyordum. Üç katı nasıl çıktım bilmiyorum. Eve geldiğimde biraz soluklanıp mektubu okumaya koyuldum. Fakat, bu nasıl olur, okuduklarım gerçek olamazdı. Ya gerçekseler? Mektup yıllar, yıllar önce kaybolan kardeşimdendi. Küçükken elimi bırakmayan, sırtıma çıkıp oyunlar oynayan ve karşımda hep o aynı gülümsemesiyle duran kardeşimden. Bir sabah uyandığımızda yatağı bomboş olan canımdan, ciğerimden geliyordu satırlar. Öğlen vaktinde, yazdığı adrese gelmemi istiyordu. Gece huzurlu bir uykuya dalmıştım. Karanlıklar içinden yükselmiştim ışığa. Artık yalnız değildim.
Birkaç saat sonra hayatımda her şey eskisi gibi olabilecek miydi…
Sayı: 69