Tarihin İlk Yazarı, İlk Şairi, İlk Gökbilimcisi Enheduanna
Dünya var oldu olalı her alanda bir ilk var elbette. Ve bu ilki gerçekleştiren kişiler yaptıklarıyla tarihe imza atanlardır. Örneğin, Galileo Galilei, Marie Curie, Edison gibi buluşa imza atan ilklerin yanı sıra sanat alanında da pek çok ilk var. Kendi alanım edebiyat olunca ben de ilk edebiyatçıyı hatırlatmak istedim. Hakkında oldukça az bilgi olsa da edebiyatta bir ilk olmanın bir kadına ait olması hemcinslerim adına beni de onurlandırdı. Üstelik bu kadın ilk yazar olmanın yanı sıra ilk şair ve gökbilimci olunca gözümde daha da büyüdü. Peki, kimmiş bu kadın, biraz araştıralım.
Adı Enheduanna. M.Ö 2285 yılında doğduğu bilinen Enheduanna, İnanna’nın başrahibesi. İnanna, Sümer halkının inanışında ay tanrısı Nanna (gök tanrı) ile sazlıkların tanrıçası Ningal‘in kızıdır. Aşk, bereket ve savaş tanrıçasıdır. Sümerce Nin-ana olarak anılmaktadır.
Enheduanna’nın babası ise Akad Kralı Büyük Sargon. Sargon, gerçek kral anlamına gelmektedir. M.Ö 2330’da Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan Mezopotamya’nın bereketli topraklarında dünyanın ilk imparatorluğunu kurmuştur. Sargon ve onun varisleri alışılmış öğretilerin dışına çıkıp, sadece savaşları kazanıp düşmanlara korku salmaktan ziyade, aynı zamanda düzen getirip adalet dağıtarak, halkın korkuyla karışık saygı duyduğu tanrıların yeryüzündeki temsilciliğini yapmışlardır. Böylece kendilerine itaat edilmesini sağlamışlardır. Akad kralı Sargon’un ölümünden bin yıl sonra kendi ağzından yazılmış aşağıdaki şiire bakılırsa, Sargon’un bir rahibenin çocuğu olduğu görülmektedir.
“Ben Agade’nin kralı büyük kral Sargon
Annem yüksek bir rahibe idi, babamı bilmiyorum
Yüksek rahibe annem beni gizlice doğurdu
Beni bir kamış sepete koydu, onu ziftle kapladı
Beni nehre bıraktı, dışarı çıkamayacaktım
Nehir beni sürükleyerek su çekici Akki’ye götürdü
Akki beni sudan çıkardı, kendi oğlu gibi büyüttü beni”
Kral Sargon, kızı Enheduanna’yı Ekişnugal adlı mabede başrahibe yapmıştır. Enheduanna, birçok din insanının başı olarak Uruk şehrindeki Gök Tanrısı An’ın görkemli mabedini yönetmiştir. Enheduanna, dünyanın ilk imparatoru Sargon’un kızı olması nedeniyle ayrıcalıklıydı. Daha o dönemde, kadınların binlerce yıl sonra elde edecekleri haklara sahipti. Ayrıcalıklı olmasında mı yoksa çok akıllı olmasından mı kaynaklandığı bilinmez ama Enheduanna, bu imtiyazlı yaşamında kendisini gök bilime vermiş, bir yıl boyunca Ay’ı ve konumlarını izlemiş, Ay takvimini hesaplamıştır. Mevsimlerin ve Güneş’in kaydını tutarak Dünya’nın Güneş yörüngesindeki hareketine daha uygun olan ikinci bir takvim hesaplamış ve bütün bu bilgilerinin sonunda, tahılların ne zaman ekilip biçileceği konusunda ve önemli dini bayramların zamanını belirlemekle sorumluluklar almıştır. Enheduanna, ilk şiirini Inanna için yazmıştır.
Bu şiirde Inanna cinsel olarak övülmüş ve güçlü gösterilmiş olup cinsiyet sınırlarını aşan güçlü tanrı olarak Panteon’un en tepesine yükseltilmiştir. Inanna’ya övgü için yazılan bu şiir, yazının derin ve özel duyguları aktarmak için bir araç olarak kullanıldığı bir ilktir.
İNANNA VE AN
“Bir ejderha gibi saldın ülkenin her yerine
ağzından saçılan zehri,
şimşek gibi gürledin yeryüzünde
ağaçlar ve bitkiler ve bilcümle yaratık
secdeye vardı önünde.
Sen taşkın bir selsin dağlardan inen,
Ah, her şeyden önce gelen,
Ay tanrıçası İnanna, cennetin ve dünyanın tanrıçası!
ateşin kıvılcımlar saçıyor ve sıçrıyor halkımın üzerine.
Bir hayvana binmiş hanım,
An sana üstünlük veriyor, kutsal buyruklar;
ve sen işte böyle davranıyorsun.
Bütün büyük ayinlerimizde sen varsın.
ama kim anlayabiliyor ki seni gerçekten?”
– Enheduanna
(Çeviri: Ayten Mutlu)
Enheduanna, Sümer Tanrı ve mabetlerini öven birçok ilahi yazmıştır. Sistematik bir teolog olduğunu gösteren bu ilahiler, kendisinden en az altı yüz yıl sonraya kadar varlığını sürdürmüştür. Kırk yıl başrahibelik yapan Enheduanna’nın döneminde erkekler hiçbir şey yazmamışken, o sürgün edilene kadar Eski Sümer kültürüyle yeni Akad medeniyetinin kültürünün mitolojisini birleştirip kırk iki ilahi yazmıştır. Her bir Mezopotamya şehrinin bir tanrı tarafından yönetilmesi üzerine kırk iki şehir tanrısı için kırk iki ilahi yazıp şehirlerin tanrılarının övmüş ve diğer tanrılarla ilişkilerini anlatmıştır. Bu yazdıklarıyla hissiz, duygusuz olan tanrıları insanlaştırmış, sonunda tanrılar da insanlar gibi sevişen, savaşan, acı çeken hâle gelmiştir.
Kırk iki ilahi üç destansı şiir yazan Enheduanna, öldükten sonra yüzyıllar boyunca yazdığı ilahileri ve destansı şiirleri dilden dile dolaşmış ve hatta tanrılarla aynı seviyeye kadar çıkarılan ve hürmet edilen bir kadın olmuştur. Bu şiirler eski Ahit’i, Homeros’un destanlarını ve Hristiyan ilahilerini etkilemiş olup şiirleri kopyalanarak çeşitli şehirlerin ve okulların kitaplıklarına alınmış, oralarda okunmuş, üzerlerinde çalışılmış ve şarkı olarak söylenmiştir.
Hemen hemen her insanın içinde sakladığı farklı farklı, küçük ya da büyük sancıları vardır elbette. Böylesine ayrıcalıklı doğan, ayrıcalıklı konumlarda yer alan Enheduanna’nın da bir acısı, bir sancısı vardı. Babasına karşı isyan başlatıp tahta geçen kız kardeşinin zorba kocasının kendisine yaptığı taciz, onun yüreğini dağlayan en büyük acısı olmuştur. Günümüzde bile pek çok kadın tecavüze uğradıklarını kendilerinden bile saklarken, Enheduanna bu acısını büyük bir cesaretle üstelik şiirle ifşa etmiş, içindeki çığlıkları satırlara akıtmıştır:
“ben, başrahibe enheduanna, senin hizmetinde kutsal tapınağıma girdim.
ayin sepetimi taşıdım, neşenin şarkısını seslendirdim.
bana (ayin yemeği yerine) cenaze adakları verildi
sanki ben hiç orada yaşamamışım gibi.
ışığa yaklaştım,
ışık beni aleviyle kavurdu.
o gölgeye yaklaştım,
fırtına beni sardı.
bal ağzımdan zehir döküldü.
ruh dindiren melekelerim söndü.
ah sin, an’a lugalan’dan ve benim kaderimden bahset!
an geri alsın kaderimi!
sen an’a söyledin mi, an beni azat edecektir.
bu kadın lugalan’dan bahtını söküp alacak,
yabancı diyarlar ve sel ayaklarının altında serili.
bu kadın da haşmetlidir
ve kentleri titretir.
öne çık ki benim için derin öfkesini dindirsin.
ben enheduanna, sana bir dua edeceğim.
sana kutsal Inanna,
gözyaşlarım özgürce dökülüp mey olsun!
bırak ona “selam” edeyim!
aşimbabbar için kaygılanma.
lugalan kutsal an’ın arındırmalarını ve her şeyini değiştirdi,
eanna tapınağından an’ı çekip çıkardı.
huşu göstermedi an-lugal’a
cazibeleri karşı konulmaz, güzelliği sonsuz tapınağı,
harabe bir tapınağa dönüştürdü.
bir eşmiş gibi önümden girerken,
gerçekten hasetle bana (baldızına) yanaştı.
ah hiddetli vahşi ilahi ineğim, defet bu adamı, zapt et bu adamı!
ilahi dayanağın mabedinde, ben şimdi neyim ki?”
M.Ö. 2200’lü yıllarda Enheduanna gibi bir kadının yaşadığını bilmek, üstelik yaşama sebebim hâline gelen edebiyatın öncüsü bir kadın olduğunu bilmek, yüzyıllar sonra bize de umut kaynağı oluyor. Bununla birlikte doğal olarak biraz da çağımızdaki kadının yeri adına üzülüyorum tabii ki.
Enheduanna’nın ışığında gelecek nesillere pek çok kadın edebiyatçının ışık olması dileklerimle dünyanın ilk şair, ilk yazar ve ilk gök bilimcisinin bir şiiriyle keyifli okumalar diliyorum.
“Hayatım alevler içinde.
O beni dağlardaki böğürtlen dikenlerinde
mecbur etti yürümeye.
Sıyırdı başımdan,
bir başrahibeye yaraşan tacı.
Bir hançer ve bir kılıç verdi elime,
ve dedi;
senin için yapıldı bunların ikisi de,
çevir onları hemen kendi öz bedenine”
Başkaldıran bir dağın yola getirilmesi
Saygı göstermeye dağda
Bitkileri lanetledin
Onun yüce kapısını küle çevirdin
Onun nehirlerinden kan akıttırdın
Onun ordusu sana gönüllü tutsak oldu
Dağılan güçleri isteyerek sana geldi
Onun güçlü adamları isteyerek önünden geçit yaptılar
Kentin eğlence yerleri kargaşalıkla doldu
Onun delikanlıları tutsak olarak sana getirildi”
– Enheduanna
Sayı: 62