Kaybolandan Daha Yalnız Hissetmek: Der Verlorene
Savaşın ağırlığını en çok kim hisseder; askerler mi, sivil halk mı, yoksa henüz olayı tam anlamıyla kavramaktan yoksun çocuklar mı?
1998 senesinde yayınlanmış, bir ilk roman olmakla beraber bundan daha fazlasını ifade eden bir kitap Kaybolan, orijinal adıyla Der Verlorene. Hans-Ulrich Treichel’in kaleminden çıkan bu incecik, ince bir hüzünle dolu kitap bize neler anlatıyor?
İkinci Dünya Savaşı yılları acımasızdır, ancak umut insanı savaştan da çok yıkabilir. Polonya asıllı küçük bir aile savaş yıllarında Rus askerlerinden kaçmayı başarmış ve Almanya’da yeni bir yaşam kurmuştur. Ülkeler değişir, diller değişir, ama aile kavramının getirdikleri değişebilir mi? Çocuklar, küçük bir çocuğun kaybolmasının acısı değişebilir mi? Bu sorunun cevabı 96 sayfada, bir çocuğun, kendisinden birkaç yaş büyük ağabeyi Arnold’un gölgesinde kalmış ana karakterin ağzından anlatılıyor.
Büyük oğullarını sınırda kaybeden anne baba Almanya’ya yerleştikten sonra bile bir gün onu bulma umudunu yitirmemiştir. Orta halli bir ailedir artık onlar, baba ticaret ve benzeri işlerle uğraşırken anne tüm vaktini Arnold’u hatırlamakla geçirir. Küçük çocuk kendini her daim suçlu hissetmekte, evin üstündeki bu havadan bazen kendini sorumlu tutmakta ve neden ağabeyinin öldüğünü kabul edip geçmek yerine üstünde bu kadar durduklarını anlamamaktadır. Öyle ya, ölü bir ağabeyin gölgesinde büyümüştür kendisi. Hiçbir şeyini bu “ölü” ağabey ile paylaşmak zorunda kalmamaktan memnun yaşayıp giderken ve ailesi tarafından bu kadar ihmal edilmeye alışmışken bir anda ağabeyinin aslında ölmediği ortaya çıkar. Arnold ölmemiştir, annesi onu o kaosta başka bir kadının kucağına tutuşturabilmiş ve sonra kadın ortadan kaybolmuştur.
Ortaya çıkan bu gerçekle öfkelenir adı bile olmayan küçük çocuk. Yaşının getirdiği bencillikle bakar olaya. Ve bir gün, Arnold olabilecek bir “bulunmuş çocuk” ortaya çıktığında onun için her şey daha da kötüleşir. Zaten sürekli Arnold’un hatırasını yaşayan annesi ve babası şimdi iyice umutlanmış, tüm enerjilerini, tüm hayatlarını bu çocuğun Arnold olup olmadığını bulmaya adamışlardır. Özellikle anne, daha çocuğun adı geçer geçmez bunu kendi oğlu olduğundan emin olmuştur.
Aylar testlerle, seyahatlerle, bu çocuğun aileden olup olmadığını ortaya çıkarmakla geçer. Gerçek ortaya çıktığındaysa hiçbir şey beklendiği gibi gelişmemiştir.
Bir çocuğun dilinin samimiyeti, yalınlığı ile bütünleşmiş bir kitap Kaybolan. Hüzün yalın, anlatım açık sözlü. Bir şeyleri saklamak istemiyor çocuk, Arnold’u bulmak da istemediği gibi. O yalnızca dışarıdan bakıyor olaylara, buna rağmen yalnızlığı ve terk edilmişliği en çok o hissediyor.
Kaybolandan daha yalnız hissetmek mümkün mü, diye soruyor Treichel.
Kaybolandan daha yalnız hissetmek, ondan daha terk edilmiş olmak mümkün mü sahiden?
Bittiğinde bir süre boşluğa düştüğünüz bir kitap bu. Tek taraflı düşünmenize izin vermeyen, size zorla empati yaptıran ve sizi biraz da yalnız hissettiren.