Demlik

Yuvarlak Masa

Yuvarlak masa etrafına oturmuş birbirinden tamamen farklı olduğunu düşünen dört kişi, sessizce, masanın ortasındaki kibritlerden yapılmış gemi maketine bakıyordu. Her birinin yakasında renkli kartonlardan yapılmış farklı surat ifadeleri takılıydı. Gemi maketinin yıldızı kütle çekimsel olarak masadaki insanların yıldızına bağlıydı. Boş olan sandalyelere orta uzunlukta bir ip ve surat ifadeleri çizilmiş balonlar bağlıydı.

Masadaki sessizliğin bozulması gerekiyordu çünkü sebebini bilmeseler de konuşma ihtiyacı duyuyorlardı. Birinin bu sessizlik oyununu bozması gerekiyordu. On dakika olmuştu ama hâlâ sessizlik hakimdi odaya. Gemi maketinin dili olsa isyan eder konuşurdu bu zamana kadar ama bu adamlardan tek bir ses çıkmıyordu.

Sonunda kapıdan içeri bir kurtarıcı girmişti. Normal zamanlarında sürekli olarak emir alan, aşağılanan, kovulan bir garsondu içeri giren. Elinde çizik dolu bir tepsi, tepsinin üstünde de 4 bardak vardı. Boğazını temizleyerek sistemin ezikliğiyle masadakilere seslendi.

“Çaylarınızı getirdim efendim”

Masadakilerin hepsinin gözleri bir anda bu adama döndü. Sessizlik oyununu bozacak cesareti varsa bu oyunu niye oynadıklarını da açıklayabilirdi bu garson.

Boynunda kırmızı bir fular takılı olan adam, yüzünü buruşturmuş, garsona dik dik bakıyordu.

“Çaydan ve edebiyatından nefret ederim!”

Garson bir anlık afallamadan sonra kendini savunma ihtiyacı hissetti.

“Ama bu çayları siz sipariş etmiştiniz.”

Fularlı adam anlamamış gibi garsona bakmaya devam ediyordu. Garson yarı tedirgin bir şekilde bardak altlıklarını ve bardakları masaya koydu. En son da şeker kabını koymuştu.

Ceketinin eskiliğinden ve yüzünün tıraşsız olmasından işçi olduğu anlaşılan adam bir anlık korkuya kapılmıştı.

“Bu çayların parası peşin ödendi değil mi?”

Garson adama yüzünü dönmeye bile tenezzül etmeden “Evet” diyerek kısa ve acısız bir şekilde cevapladı.

İşçi rahatlamış görünüyordu. Ellerini ceketinin iç cebine atarak naylon bir paket çıkardı. Paketin içi yarıya kadar, kalitesiz tütünle sarılmış makaronlarla doluydu. İçlerinden bir tanesini yaktı ve önündeki takım elbiseli adamdan çayını uzatmasını rica etti. Takım elbiseli adam kaşlarını çatmış işçiye bakıyordu. İşçi ne olduğunu anlamamış gibiydi. Takım elbiseli adam dişlerini sıkıyor ama aynı zamanda işçiye gülümsüyordu.

“Şeker de ister misiniz?”

“Çay şekerle içilmez beyim”

“O zaman kalkın çayınızı kendiniz alın”

İşçi söylenerek ayağa kalktı ve çayını eline alıp yerine geçti. Takım elbiseli adam çayını bir köşeye iterek çay içmek istemediğini belli etmişti masadakilere.

Fularlı adam ise çaydan nefret ettiğini söylemesine rağmen içiyordu. Ona da karşısındaki genç eşlik ediyordu. Genç, işçiye dönerek sigara istedi. İşçi de paketten bir tane verdikten sonra sigaralarını saymaya başladı. Genç, ona gülüyordu; yine de sigara verdiği için teşekkür etti.

Takım elbiseli adam, gence döndü bu sefer. Onda bir ışık görmüş olmalıydı. Ellerini masanın üstünde kilitlemiş bir şekilde gençle sohbet etmek istedi.

“Gelecek için planların nedir genç adam?”

Genç belki de kumsaldaki kum tanelerinden fazla sayıda aldığı bu soruyu çok sakin ve samimi bir şekilde cevapladı.

“Ölmek!”

İşçi ve fularlı adam da ona dönmüştü artık. Ölüm konusu her kesimden insanın ilgisini çekebilecek bir konuydu. Takım elbiseli adam sakinliğini bozmadan sohbeti devam ettirdi.

“Nasıl yani?”

“Öyle işte. Ölmek istiyorum ben. Hayatta ilgimi çeken hiçbir şey kalmadı.”

“İyi de sen daha kaç yaşındasın? Hayattan bu kadar çabuk mu sıkıldın?”

“Hiç sevmedim ki. Ailem için yaşadım yoksa çoktan intihar etmiştim.”

Fularlı adam gencin bu felsefesini beğenmiş gibiydi. Yüzünden onaylama akıyordu. İşçi de hak veriyordu bu gence. Bir tek takım elbiseli adam anlayamıyordu. “Bir insan – hele ki genç bir insan – neden ölmek ister ki?” diye düşünüyordu. Fularlı adam, takım elbiseli adamı bulunduğu bu araftan çıkarmak için konuşma ihtiyacı hissetti.

“Siz anlayamazsınız.”

Takım elbiseli adam cevabını tahmin etse de neden diye sormaktan kendini alamadı.

“Sizler, yani burjuvalar, siz bizi anlayamazsınız.”

Takım elbiseli adamın tam da tahmin ettiği gibi olmuştu.

İşçi masadaki varlığını belli etmek için ağzında sigarası, tek eliyle masaya sertçe vurmuştu.

“Peki ya yaşamak?”

Elini masaya vurduğu için gemi maketi yana doğru devrilmişti. Genç, işçinin sorusuna kendince bir cevap verdi.

“Keşke hiç Nuh’un gemisine binmeseydik.”

Fularlı adam katılıyorum anlamında başını salladı. Takım elbiseli adam ise hiçbir tepki vermemişti.

Çaylarını yudumlamaya başlamışlardı. Genç olan bir sigara daha istedi. İşçi bu sefer vermedi. Genç yine gülüyordu. Sadece takım elbiseli adam bu çay içme ayininde yer almıyordu.

Çayları bittikten sonra takım elbiseli adam yapacak işleri olduğunu ve ofise dönmesi gerektiğini söyledi. Diğer üçü hâlâ masadaydı. Sabaha kadar çay içip konuştular.

Ertesi gün takım elbiseli adam ofisinde kahvesini yudumlarken bir yandan da bilgisayarından haberlere bakıyordu. Tek tek sayfaları geçerken bir haber çok dikkatini çekmişti. Haberdeki resimler çok iyi tanıdığı bir yerdi. Haberin başlığı ve ayrıntıları kalın harflerle yazılmıştı.

TOPLU İNTİHAR VAKASI

Görmeye alışık olduğumuz intihar vakalarına bir yenisi daha eklendi. Psikolog C.T’nin ofisinde bir arka oda bulundu ve bu arka odada 3 ayrı ceset çıktı. Ayrıca bir yuvarlak masa ve 3 boş bardak 1 tane de dolu çay bardağı bulundu. Zehirleme ihtimali üstünde duran polis cesetlerin kimliğini açıkladı.

Bir üniversite öğrencisi

Bir ressam

Ve bir fabrika işçisi.

Yazan: Siyah Horoz

Yorum (0)

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *