Akrep on ile on bir arasına kapaklanmış, yelkovan ise buçuğu seçmiş. Son seferin bitmesine yaklaşık sekiz dakika var. Gözlerim şapkaya dolan paralara kayıp duruyor. Kapanış için özgür bırakıyorum çellomu. Son şarkı müesseseden…
/Ele güne karşı yapayalnız, böyle de olmaz ki. / Nasıl da gittin insafsız? / Böyle bırakılmaz ki…/
Son kupleyi çalarken yorulmuş ellerimi sakallarımda gezdirdim. Derin bir nefes aldım ve gözlerim bu sefer ilişeceği yeri iyi bildi. Şarap dudaklarından zehir olsa da tatsam, ince belinde dolaşsa ellerim, tay boynundan binlerce öpücük çalsam…
“Oğlum şu şapkalı kız hiç baktı mı bana lan?”
“Hass… Bize doğru geliyor…”
Öyle bir yürüyor ki dağlar yol olmak ister. Öyle bir koku saçıyor ki çiçekler bilse utanır. Tam dibime kadar geldi. Yüzünde hiç davet yok. Üstten üstten süzdü usulca. Sinan’ın tuttuğu şapkaya para atıp gitti.
“Bırak kızı mızı ya! Sahiplidir zaten o kız. Sen ne kadar para kaldırdık ondan haber ver?”
Şimdi hiç görmemiş gibi devam edebilir miyim? Belki başka bir sefer dinlemeye gelir. Sustum, yuttum. Kadıköy’ün dar sokaklarından yukarıya doğru yürürken tek düşündüğüm: şarap dudaklım… Barlar Sokağı’nın gözdesi Hayalperest’in köşedeki masasına kurulduk.
“Her zamankinden mi gençler?”
Tam da içilecek gündü. Sarhoş olup, onu sayıklamalık…
“Aynen iki bira ver.”
Şapkayı ortaya attı bizimki. Paranın yarısını avuçladı, diğer yarısını da ben. Onluk arasından bir kâğıt süzüldü. Her akşamki gibi… Cebime iliştiriverdim istek şarkımı. Sinan para sayma konusunda iyiydi, ben müzikte…
“Yüz yirmi beş bende var Şopen.”
“Hadi iyiyiz bugün. Ben de yüz on iki saydım.”
Bu uzun zamandır en iyi kazancımız… Belki şarap dudaklım uğurlu gelmiştir. Hay canını sevdiğim. Keşke her gün karşıya geçse…
“On tane tekila shot ateşle oradan.”
İçimdeki arsız, içtikçe daha çok arzuluyordu onu. Çakırkeyifken sanki daha iyi anımsıyordum simasını. Sinan, ne zaman dalsam beni cennetten dünyaya fırlatıyordu.
“Hadi abi, hadi, bu kadar yeter. Yarın erken kalkacağız.”
“Oğlum bir dur ya. Bütün gün elleri, ayakları uyuşan benim. Canım eve gitmek istemiyor.”
Bir biralık daha ömrüm var. Sonra Sinan’ın başına kalırım. Sokaklarda insanlara haykırırım…
“Siyah şapkalı, şarap dudaklımı gördünüz mü? Buralardan geçti mi? Para attı mı sokak çalgıcılarına? Onlara da uğurlu geldi mi?”
Niyetim çok sarhoş olmaktı. Olamadım… Haykıramıyorum da kimseye, öylesine sus pus… Taksiye yürürken yol titredi biraz, o kadar…
“Hadi, görüşürüz hadi yarın sabah. Oğlum alarmı duymam belki. Uyandır beni. ”
“Beni kim uyandıracak lan Şopen?”
Eve vardığımda hafiften midem gıcıklanıyordu. Çapraz adımlarla mutfağı buldum. Geceyi Türk kahvesiyle kapatmak iyi fikir… Bu ısmarladığım son içki kendime. Kahve kokusu tüm evde gezintiye çıkmışken yine şarap dudaklımı getirdi aklıma. İçimde garip bir ürperti…
Aklım küçük kâğıda gitti sonra. Onu da diğerlerinin yanına koymalıydım. İstek şarkı koleksiyonuma… Cebime daldırdım elimi. Yazılar çifter çifter yazılmış sanki, üstelik bir ters bir düz:
İSTANBUL DEVLET SENFONİ ORKESTRASI.
Üsküdar / İstanbul
Tel: 0216 495 82 00 (Deniz Arıca)