Kadın gülümsedi, gözlerindeki hüznü saklayarak. Gökyüzü de hüzünlüydü, saklamaya çalışıyordu ama başaramamıştı; yağmur çiseliyordu. Serin bir sonbahar akşamında yapraklar, rüzgar ile olan sonsuz danslarına devam ederken bir yandan da sessiz bir şekilde olacakları izliyorlardı.
Kadın; karşısında tepkisiz duran erkeğin gözlerine bakarken, şöyle diyordu yorgun, küskün yüreği:
‘Diyorum ki, her baktığımda içimi titreten gözlerinin maviliğinde kaybolabilsem;
Ama ne mümkün…
İstiyorum ki, bir buz parçası olup alevden kor olan kollarında eriyip yok olabilsem;
Ama ne mümkün…
Yeniden bir, biz olabilsek…
Sevgilim, ışığım, gülen yüzüm,
Ne mümkün sende olabilmek, bunca yaşanmışlığı, özlemi, kırgınlığı yok sayabilmek…
Kabuğun altında kanayan yaralı gönlü avutabilmek…
Bir aşk kadar geç kalmışken birbirimize,
Benim kapattığım seninse bir kez daha çalabileceğini hiç düşünemediğin o kapıyı yeniden açabilmek…
Çok sevdiğim A. İlhan’ın mısralarında olduğu gibi,
Ne mümkün bitirdiğimiz her şeye yeniden başlayabilmek…
Bilmeni isterim ki,
Hayat bu, ne getirir, ne sürprizler çıkarır karşımıza…
Ve bir gün sana veda edemeden, çekip giderken yalnızlığıma, bu limandan kalkan her sessiz gemi gibi…
Son anımda sen olacaksın aklımda ve aşkın çaresizliğe boyun eğmiş gönlümde…
Sonra ansızın birkaç yıl öncesine gitti o soğuk karlı kış gecesine ve dedi ki:
“Bana ne getireceğini düşünmeden, soğuk bir kış gecesinde yazdığım bir eposta. Neredesin, nasılsın ve kiminlesin bilmeden yazdım bu ilk satırları. Yıllar önce yarım bıraktığım bir romanın kapağını yeniden açtım… Okuduğum ve belleğime kazınmış her satırını yok sayabilmeyi, yeni bir hikaye yazabilmeyi, yeni bir ben ile başlayabilmeyi istedim.”
Şairin dediği gibi sevmek için geç ölmek için erken bir vakitti. Neden bunca uzun beklemiştim ilk satırları yazmak için? Oysa bir tek günüm bile geçmemişti yüreğimde senin sevgin olmadan. Sende çoktan bittiğimi, zihninde eriyip kaybolduğumu, en acısı da yüreğinde hiç bulunmadığımı düşünmüş, buna inandırmıştım kendimi. Yanılmış olmak ister miydim? Tuhaf bir duygu bu. Yanılmış olmak da olmamak da acı veriyor, yüreğimi sızlatıyordu.
Senden uzak, çok uzakta geçirdiğim yıllarda, kafamda tek bir soru vardı, cevabını aradığım. Bugün önemini yitirmiş, cevabını hala bilmediğim, öğrenmekten vazgeçtiğim. Belki de çareyi susmakta buldum. Bugün de susuyorum… Tek sorum var sana: senden beni çıkarsam ne kalır geriye?
Bir rüya kadar yakın, bin şiir yılı uzak olan sevgili ben seni yıldızlarca seviyorum.
Her şey nasıl da güzel yaşanmış, özenle nakış nakış işlenmişti bu ilişkide. Tükenmemiş bir aşk, bitmeyen bir sevgiyle tekrar baktı erkeğin gözlerine… Söylemek istediği ne çok söz vardı. Diğer yandan kelimeler yetersiz ve kifayetsiz değil miydi o an düşündüklerini hissettiklerini anlatmaya.
‘Onca yıl geçmiş. Ne öğretti hayat bana?
Birini uzaktayken de sevebilmeyi, yüreğinde taşıyabilmeyi mi? Sevginin ait olduğu gökyüzünde sevdiğini özgür bırakmak olduğunu mu?
Gönlünün, kalbinin tek sahibi olanı sahiplenmemeye kanaya kanaya razı olmayı mı?
Mademki diyerek çekip gidebilmeyi mi?
Daha özgür olacağını düşünüp başka limanlara demir atmayı, sonra ansızın bir söz, bir koku, bir gülüşün onu hatırlatmasını; haykırılan hasret şiirlerini rüzgarın sevgilinin kulağına fısıldamasını dilemeyi mi?
Dönebilmeyi, seni hala seviyorum diyebilmeyi ama dönülmezliği mi?
Bir yandan onun kollarında ölme, kucağına gömülme isteğini, diğer yandan ne olacak ki kuşkusunu mu?
Ne onunla ne de onsuz olamayacağını mı?’
Oysa dedi yüreği:
‘Hayatımızı değiştirecek insanlar biz fark edemeden sessizce gelip geçerler yanımızdan.
Uzanıp ellerini tutsak, dur gitme desek büyülü bir masal mı olurdu yaşam. Kim bilir?
Bazen bir hikayeye saklı bir düştür yaşam, bazense sadece birbirine kenetlenmiş iki sözcük vuslat ve ayrılık.
Sevgi ve nefret. Hüzün ve mutluluk. ‘
Yapraklar ve rüzgar dans etmeyi bırakmış, sonsuz danslarına bu hüzünlü kadının sözlerine kulak vermek için ara vermişlerdi. Gökyüzü ise hüznüyle savaşıyor ama her seferinde yenilip ağlamaya devam ediyordu.
Kadın, son kez baktı erkeğin gözlerine ve şöyle fısıldadı:
‘Tek bildiğim ve hatta emin olduğumsa
Bir gün yaşarken ve hala nefes alırken sana geleceğim. Özgürlüğün geldiği gün ölmek yasak diyerek geleceğim. Sana geldim diyeceğim. Ve sen dilerim bana kollarını yine açar ve özlemle sarılırsın sevgilim.
Böyle olduğu, böyle bittiği için üzgünüm demiyorum. Çünkü bitmedi. Bendeki sen hiç bitmeyecek. Ne kadar mutsuz, sensiz ve çaresiz kaldığımı ama ümidimi hiç kaybetmediğimi ve seni bekleyeceğimi bil istiyorum. Seni ne çok sevdiğimi ve önemsediğimi bil istiyorum.
Sende yüreğim var
Canım var; aklım, fikrim var
Sende her şeyim var. İyi bak onlara.
Beni güzel hatırla; sana gülüşümü, gözlerimi, sesimi bıraktım
Kaç yıl geçerse geçsin; bir kere sesini duysam, yüzünü görsem ben sana en başından aşık olacağım. Bir gün mutlaka tekrar gözlerine bakıp ellerini sımsıkı tutacağım.
O güne kadar hoşça kal.
Seni seviyorum.’
Taksiye doğru bir adım atmıştı ki, ansızın döndü kadın ve düşündü:
‘Bir masaldı yaşadığımız, sonu olmayan bir masal. Biz biliyorduk; bir daha çok zordu. Yine de kapattık gözlerimizi, ellerimiz bu karanlık bilinmezliğe giden yolda bir kez daha buluştu. Unuttuk kim olduğumuzu ve nereye ait olduğumuzu. Kısacık ama bir ömre değer anlar yaşadık. Kaf dağının ardına geçip büyülü bir dünyanın yıldızlı gecelerinde buluştuk.
Ve senden uzakta; her yalnız ve çaresiz hissettiğimde gözlerimi kapatıp oraya masalımıza gideceğim.
Masalımın kahramanına…
Sevgi sözcüklerinin mutluluğa eşlik etmesi ve ayrılıkların bir iç çekiş kadar kısa olması dileğiyle hoşça kal.’
Dedi.
Kadın sustu; taksi geride bırakırken erkeği, dönüp bakmadı kadın uğurladığı mutluluğuna. Bir akşamüstü gitti bir daha dönmemek üzere. Ellerini dudaklarında, gözlerini gözlerinde bıraktığı, yüreğinin yüreğinde kaldığı erkeği bundan sonra yağmurlarla anımsayacaktı; beyaz kar taneleriyle söyleşip rüzgardan isteyecekti aşkını kulağına fısıldamasını. Düş içinde bir düştü belki de yaşadığı.
Uyanmak şart mıydı?
Yazan: Şengül Uysal