Ömrümde bir kez uçan balon sahibi olmuştum, tek basamaklı rakamların ilkli yaşlarında olmalıyım. Evde kendimce oynarken yeni oyun bulmuşluğun sevinci ile sokağa atmıştım kendimi, elimde balon… Annemin “Uçurursun yavrum çıkma onunla.” sesi bile yetişememişti ardımdan, sonra ilk gördüğüm arkadaşımın önünde soluklandım. Top şeker yiyor zannediyordum, meğer sindirimine dahi başlamış, ben daha oyun teklifimi yapamadan şekerin tadını da ağzından yok etmek için tüm gücü ile yutkunuyordu, şekeri dişleriyle kırarken bile daha az zorlanırdı hep.
Şekeri de ayırmıştı şimdi sapından, ardından dişlerinin arasından sıyırıp çektiği sapı ile bir hançer kullanırcasına balonuma cüssemi sarsabilecek cinsten bir darbe… Dokunsa yeterliydi oysa. Patlayacak da, canı yanarak benden ayrılacak korkusuyla incecik ipi sımsıkı tuttuğum avucumu açıvermiştim; benden ayrı yollara gitmesin diye tutmuştum onu öylece oysa… Belli ki karşımdaki kötü arkadaştı, canını yakmak istiyordu elini sıkıca tuttuğum arkadaşımın, canını kurtarsın diye bırakmıştım ama unutmuştum uçabileceğini, ilk ayrılış hüznünü orada yaşamıştım. İlk kötülüğü orada tatmış ve ilk defa bacağımın elimin kolumun kanamasıyla değil, içeride kanayan ve acıtan bir şeyler olduğunu hissetmiş, onun için akmıştı gözyaşım. İlk defa sessizce nasıl ağlanır orada öğrendim ve ilk defa anne sözünü dinleyememenin sonuçlarının tadına orada varmıştım. Arkadaşımın ağzında şeker, benimkinde hasretin tadı kalmıştı… Yavru kedi şaşkınlığı ile bakmıştım uçan balonumun ardından ve artık uçan balonların yanından her geçtiğimde, hâlâ ağzıma o çocukluk hasretimin tadı gelir, içim burkulur göğe bakarım istemsiz. Görürüm diye belki, oysa eve gider gitmez ilkokula giden, dünyadaki tüm bilgilere vakıf olduğunu bildiğim abime ve ablama sormuştum balonumun ahvalini…
Olsun hâlâ bir umut…
Yazan: Cevahir Çiçek