Tüm dünya paydos etmiş,
Büründükleri kasvetli renkler ile
Üzerime üzerime geliyorlardı
Bulut olup içimden geçiyormuşçasına
İçinde tek bir yeşili barındırmayan
Yeşillik alanın çevresindeki
Yeşil tel örgülere yaslanmış
Yeşillenmeyi bekliyorum doğaçlama
Sefaletten bronzlaşmış bir çocuk
Ürkek ve eskimiş adımlarla
Yanı başımda biterek
Et ve kemik yığınımın
Kaç kilo çekebileceğini
Bir elli kuruş karşılığında
İtiraf edebileceğini ifade ediyor
Rutubetli ceplerimi yokladığımda
Topu topu kırk beş kuruşun çıktığına
Tanık oluyoruz
İki çift göz olarak
Ve eskimiş çocuk, bu parayla yalnızca
Saatin kaç olduğunu öğrenebileceğimi söylüyor
Tartısını, olmayan gömleğinin
İçine sokuştururcasına;
Saat akşam 8’e yirmi üç varmış
İnsan fokurdayan otobüslerin
Son durağına doğru yürüyorum
Girdapvari bulutlardan sıyrılmak için
Ancak kızıl bir güneş görüyorum
Tüm bulutları eriterek
Yarım yağlı ve leziz bedeniyle
Bana geliyor sarılmak için
Ve paslanmış raylarının üzerinde
Hiçbir yere gitmeyen trenlerini,
Ağırlaştırılmış müebbete
Mahkûm etmiş sağ taraftaki garın
Tozlu saatine baktığımda
Uzuvları 8’e yirmi dakika kaldığını haykırıyor
Şaşkın bir bahtiyarlıkla
Akşam 8’e yirmi kala doğan
Bu kızıl güneşi izliyorum
Çıplak ve duvarsız gözlerle…
Yazan: Yalçın Şentürk