Köşe başlarında kıstırılmış
Çaresiz uslu devinimler…
Bir vadiye sıkışmış
Öylesi giryân
Öylesi viran
Bir avuç dökmeye özlem
Canhıraş çoraklaşmış gözler…
Ciğer hâki
Nefes şâki
Kesmeye kudret
S/Ondan gayrı
Ne var ki?
‘Üresek ateş,
erirken diriliş…’
Ne vardı sanki
Karalar bağlamış ağıtlarda
Fırtınalar koparacak
Bir muamma gibi
Dudaklarda elim elim kıvranacak?
Kalbi çalınmış sokaklarda
Terk edilmişse haşyet
Ve dahi çiğnenmişse
Tüm arılığıyla vasf-ı izzet
Beyhude seferler
Ya ömre zillet;
Ya da göz çukurlarında
Dehşetengiz birer kıyamet…
Hani sevda denir ya adına
Hırıltılı nefesler bulanıklığında
Sahte tebessümler kiralanıp
Arz edilir ya yârlar katına.
İşveyle kabul görüldüğünde k/abartmalar
Sanılır ki iliklenmiştir
Gönüller murada
Aşk’a kasem olsun ki
Yangından öte
Taşınmaz feryada!..
Şavkına vurur ruhun
Kekre ahzân
Yedi kez duysa da
Tükenmez kısır nazarda su-i zân.
Siması bozuk asrın boynunda
Kimi sağır kimi berhava.
İnim inim inleyeneyse
Azı yara çoğu kerbelâ…
Bir alak/a/dan üflenmişse nefes
Neden boşa çekilir
Ve neden boşluklara serilir
Bu aymaz heves?
Değil mi ki:
Şeref biz
Halef biz
Nurun turaba eğildiği giz…
Katresiyken Ecmel-i Âlem’in
Öyleyken donattıklarından
Hangisini yalanlayabiliriz?
Hâsılı;
Ne kadar olsa da çarpıntısı
Bu derin rüyanın
Ve ne kadar titresek de daracık eşiğinde:
‘Söz uçar
kalem acır
Nemlenmiş yüreklerde
bir başına ölüm kalır…’
Yazan: Sezgin Karadağ