Edebi

Pazarda

Yağan sulu karı umursamadan ağır adımlarla yürüyorum. Uzaktan pazarcıların sesi işitiliyor. Yaklaştıkça müşterilerin uğultusu eklendi. İçinde neleri sakladığı bilinmeyen gürültü bu hafta neden geciktiğimi soruyor. Aldırış etmedim. Pazarın girişine ulaştığımda kararsız kaldım. Her zamanki gibi sağlı solu dizilmiş lambalar göz kırpıyor. Cilveleniyorlar. Yine beni tavlamayı becerdiler. Başka yollara sapmadım, kendimi bıraktım kalabalığa.

Tüm esnaf her haftaki yerinde. Balıkçı yine sol tarafta açmış tezgâhı. Sıra sıra beyaz ışık saçan ampulleri asmış. Beyaz ışık altında balıklar daha bir taze görünüyor. Her pazarcı kendine göre farklı yollar bulmuş tezgâhı boşaltmak için. Kimi tatlı dilli, kimi şarkıcı… Malımı beğenmeyen almasın diyen de yok değil.

Sürekli taciz edilse de tezgâhlar adeta sınır. Arkasındakilerin çoğu erkek, ortada akan kalabalıktakiler kadın. Araya karışmış az sayıda erkek.

Bu saatlerde alışverişe çıkanların çoğu ucuz mal peşinde. Pazarcılar da farkında. Ama mal elde kalmamalı. Etiketlerin üstündeki fiyatlara çarpı atılmış çoktan. Yeni fiyatları fırsat bilenler poşetleri dolduruyor, para yettiğince. Kiminin de derdi daha fazla indirim. Kimi zaman fırçayı yiyorlar esnaftan kimi zaman da indirimi kapıyorlar. Bu vakitleri yoksulluktan beklediğini sessizce haykırıyor kimisi de. Tezgâhlarda kalan birkaç parça malı “hayrına” veren esnafa hayır duaları ediyorlar dilleri döndüğünce. Bazıları da yere dökülen sebze meyveyi topluyor. Aynı sınıftan insanlar farklı kisvelerle dolaşıyor ortalıkta.

Tezgâhların arasındaki nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen kalabalık amaçsızca sürükleniyor gibi. Başka diyarlardan gelen biri bu kaosa bakıp, nasıl olup da insanların hedeflediği yere ulaşabildiğini anlamaya çalışıp durur herhâlde. Ama nafile.

Yaşlılar, kadınlar pazar arabalarını sürükleyerek ilerlemeye çalışıyorlar. Tezgâhlara, insanlara çarpan, ayakların üzerinden geçen pazar arabalarına alışmış insanlar aldırış etmeden ilerliyorlar. Arada bir hır çıksa da kabullenilmiş bu durum. Yine pazar arabaları ayakların üzerinden geçiyor. Ayaklar başka ayaklarla yakın temasta, kimi zaman üstte kimi zaman altta. Bazen de arkadan alıyorlar darbeyi. Yine de, arkadan kahpece saldırdın demiyorlar.

Rüzgâr şiddetli. Ama kalabalığın arasına dalıp da yol bulamıyor kendine. Tenteler önce ufaktan hareketleniyor. Üstlerinde birikmiş yağmur suları dalgalanıyor. Amacına ulaşamayan rüzgâr taktik değiştiriyor. Sağlı sollu, alttan üsten saldırıya geçiyor. Tenteler şaşkın, neye uğradıklarını anlayamıyorlar. Bir yükselip bir iniyorlar. Az ilerideki tentenin midesi bulanmış olmalı ki yağmur suyunu boca ediyor aşağıdakilerin üzerine. Bahtsızlar sudan nasibini alırken kalabalık safları sıklaştırıp kendini koruyor. Talimli olmak böyle bir şey olmalı. Yükselen haykırışlar uzun sürmüyor. Geride sadece pazarın olağan gürültüsü kalıyor.

Birkaç adım ileride yükselen haykırış bildik gürültünün sesini kesiyor. Kadın geriye dönmüş, kadının birine öfkesini kusuyor. Yanındaki kızı da sesine ses katıyor. Öfkenin nedeni çok geçmeden anlaşılıyor. Bebek arabası ayağına çarpmış birkaç kez. Arkadaki kadından çıt çıkmıyor. Sessiz. Bağrış çağrış sürüyor. Öndekinin öfkesi bitecek gibi değil. Elini kolunu sallayarak ağzına geleni söylüyor. Arkadaki sessiz. Bebeği dilini yutmuş sanki, arabada çıtı çıkmıyor. Sessizlik öndeki kadını çıldırtıyor âdeta. Dilini yumruk yapıp savuruyor:

“Ne kadar terbiyesizsin be kadın! Sen Suriyeli misin?”

Sonunda öfkesi dinmişti kadının. Kızıyla yürüyüp uzaklaştı, o öfke patlaması anında kaç kişinin ayağına pazar arabası çarptığını merak etmeden.  Geride bildik gürültü kaldı, bir de sessiz kadın ve bebeği.  Pazarın da midesi ne kadar genişmiş. Kusmadı. Arsız lambalar da cilvelenmeye devam ediyor hâlâ. Sırtımı döndüm. Umursamaz gürültüye isyan eden sessizliğimi alıp uzaklaştım.

Yorum (0)

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *