Koltuk rahattır. İnsanların dinlenme ihtiyaçlarını karşılar. Yahut ihtişamı ile bulunduğu mekana hoşluk verir. Fakat gerek edebiyatımızda, gerek kurulan cümlelerde, genellikle birinci anlamından öte bir anlamda kullanılır “koltuk” kelimesi. Bu anlam genellikle, makam, mevki ve iktidar gibi kavramlara karşılık gelir. Koltuk sahibi olmak, koltuk kavgası deyimleri de bu tanıma uygun anlamları barındırır bünyesinde… Makam ve mevkiye erişmek “koltuk sahibi olmak” deyimiyle tanımlanırken, bir makamı bölüşememek, o makam uğruna genel geçer toplumsal ve insani değerlerden ödün vermek de “koltuk kavgası” deyiminin konusu içerisine girer.
Koltuk somut bir eşya olmaktan öte, insanların hayatlarına, yaşam tarzlarına, haklarına direk müdahalede bulunabilen bir sistemin de temel öğesidir aynı zamanda. Koltuk çoğu zaman üzerinde oturanı şekillendirir. Ve üzerinde oturanın verdiği kararlar da, etkilenen kitleyi etkiler, şekillendirir…
Çok bilinen “Koltuk insanı değil, insan koltuğu şereflendirir” sözü, erdemli insanlar, erdemli yöneticiler kast edilerek söylenmiş bir sözdür.
Erdem sahibi olmayan insanlar koltuk tarafından şekillendirilir…
Ancak ne olursa olsun, koltuklar kalıcı da olsa, üzerinde oturanlar geçicidir. Ve elbette bir gün o koltuk üzerinde erdemli yöneticiler oturacak, koltuğun diğer anlamları olan adalet, hoşgörü ve güvenilirlik gibi nitelikleri soyut bir sistem olan koltuğun yapısında barındırarak kökleştireceklerdir.
İnsanlara düşen, koltukları temizlemek ve temiz koltuklara temiz elbiseli temiz yöneticileri oturtmak, onlar koltuğu kirletirlerse, koltukları devirip yeni ve temiz koltuklar bulup yine temiz elbiseli yöneticileri o koltuklara oturtmaktır. Çünkü bütün koltuklar insan yapısıdır… Temizlenebilir, değiştirilebilir, daha da olmadı yeniden yapılabilir…