Herkesin bir doğum lekesi vardır. Doğum lekesi ile övünmek de hayıflanmak da yersizdir çünkü sizin isteğiniz dışında bir güç tarafından size hediye edilmiştir. Bu lekeleri bizlerden önce yaşayanlar da dillendirmiş ve bizler de dillendirmeye devam ediyoruz… Öncelikle bu doğum lekesinin yeni doğan bireyin atalarına değil, doğduğu yere bağlı olduğunu kabul edersek, bu ortak doğum lekesini yüceltmek için de bir şeyler yapmamız gerektiğini anlamış olacağız.
Sınırları belirlenmiş topraklar üzerinde dünyaya geldikçe bizlere o yörenin insanı damgası vurulmasından daha doğal hiçbir şey olmayacaktır. Şöyle ki, Fransa’da doğana Fransız, Almanya’da doğana Alman, Türkiye’de doğana Türk vb. demekten vazgeçmeyeceğiz… Eğer vazgeçersek dünya çapında ticaretin sonunu getirmiş olur ve parasal düzeni de bir daha asla düzeltemeyiz. Aman ha, paylaşmak zorunda kalırız şu küçücük dünyayı da yeniden başlatırız şu meşhur kan dökmelerimizi!
Doğum lekesi, ticaretimizin en sağlam temeli olduğu gibi, aynı zamanda da pastadan pay alabilmemiz için adı duyulmuş, herkesçe tanınan bir doğum lekesi olmalıdır. Tarihin derinliklerine inmenize gerek yok, birkaç ozan seçin ya da alim, liderlerden bahsetmiyorum bile… Heykeli dikilecek adam olun yeter (Günümüzde “heykeli dikilecek adam” olmayı futboldaki başarımız ve kabarmayan egomuzla dahi sağlayabiliyoruz). Ancak bu heykeller pastadaki payınızı büyütmenize yetmeyecektir. Hadi, kutsal ya da kutsal olmayan yüce bir put kuralım. Görkemimizi tüm dünyaya sunalım! Misafirperverliğimize şüphe bulaştırmayalım!
Kana doymuş şu toprağı iyice kazın, derince olsun ve sağlam bir temel atın. Bir saray inşa edeceğiz –yine- ve dünya diz çökecek doğum lekemizin putunun karşısında. O pastadan büyük bir lokmayı midemize indireceğiz bu sayede!
Aş saçacağız büyük bir çoğunluğa, sırf o ırk putunun içerisinde hizmet verdikleri için. Şimdi de ırk putumuzun organlarını oluşturmalıyız. Evet, organlar ve uzuvlar türetmeliyiz onun için. İçini tıka basa doldurmalı ve zevk ile sefaya hizmet ettirmeliyiz. Çünkü bizim ırk putumuz, sevecen ve mutluluk saçan bir doğum lekesini temsil edecek. Yani, en azından bizler böyle olsun isteriz…
Tüm bu organ ve uzuvlar tamamlandıktan sonra, bu ırk putuna da bir ruh katma vakti gelecektir. Evet, mutluluk saçacak bir ruh edindirmeliyiz şu an… Yoksa ne anlamı kalır bu ırk putunu (saray) beden sahibi yapmanın ve onu yaşatmanın. Ruh sahibi olduğunda ne kadar güvenilir olduğunu kanıtlayacak ve diğer ırk putlarının sofrasındaki pastadan kendi dilimini koparıp alacak. Ağzı tatlanacak ve belki de karnı bile doyacak. Ruhunu kazanırsa şayet, bunların olabileceğini kendisi dahi tahmin edecek!
Bir bedene hükmetmeye çalışan binlerce ruh olursa, gerçeği ayırmada dahi zorlanacak bu bedene “ruhsal sağlığı yerinde değil” demez miyiz? Tek beden, tek ruh! Güvenilir olan da bu tek ruhlu beden olacaktır ve dün yaptıkları ile bugün yaptıkları, yarın yapacaklarının habercisi olmuş olacak. Sistem oturdu galiba. Sağlıklı görünen bir beden için ideal ruh sayısı birdir. Bir! Evet, sadece bir!
Irk putumuz bedenine kavuşmuşken neden halen ona ruh arıyoruz ki? Üstelik bulmamız gereken ruh sayısı sadece bir. Ama bir dakika, doğum lekemizi atalarımızdan değil de doğduğumuz yere bağlı kabul etmemiş miydik? Şimdi o ruh olmak kimin olacak. Tüm bu kalabalığa karşı bir kişinin ayak diretmesi gerekmez mi? Tiranlığın demokrasiye kafa tutma vakti gelmemiş midir?
Hakikaten, bizler neden uzun süredir saray yapmıyorduk?