Unutmak için uzun uzun yaşayanlar vardı kaldırımda
Ve ben hatalarına özür tüyosu verecekmiş gibi kurulmuştum karşılarına
Vazgeçmeye niyetleri vardı ama vakit korkuluktu
Herkes birbirine benzerken şaşırmıştı cigaranın sırası
Çekenler karıştırmıştı hayatlarının anlamını ki;
Yaşamayı reddeden yabancı biri namlunun ağzına geldi
Ama vurulmayı hak etmiyordu
Bekledi… bekledi…
Her an sevilecekmiş gibi bekledi
Ama şefkatli öpücüklere dayanamıyor ağlıyordu
Aldı viski şişesini anlaşılmayan bir sesle sol yanına serpti
Yaşamaktan şikayetçi ve karanlıkta çizdi
Hayat herkesin oynadığı oyunda mağlup olduğu sürreal resimdi
o resimde;
kayıplarını çıkmış kumar masasıydı sanki
kazandıkça sevgilinin bacaklarını aralayan!
hayat işte
kimsenin neden öldüğünü bilmediği bir tesadüftü!
orada;
o; çatık kaşlarla göğü kötüleyenlerin kıtasında
o; boşver hayat boktan el yazısıyla uzananların sahilinde
hayat kimsenin gülerek yaşamadığı
mutluluğa yanaşamadığı
örümcek ağlarıyla korunan bir hayaldi!
bozamaz kimse bu büyüyü
melekler konuşursa o başka!
zamansa herkesin yaşlanarak rol yaptığı
sadece tespihlerini ölümüne çeken ağır abilerin
nefes almadan takvimlerden eylül ayını çaldığı
tabii ki renksiz ve sikişsiz Bela Tarr filmindeydi!
yağmur düştü düşecek gökyüzünde matinesi!
rüzgarı bekleyen değnekçiyle aşkta
kafası iyi olurken değişenlerle savaşta
kimsesiz bir notanın peşinde koşanlarla mezarda
…John Cale çalıyor dumandan kafayı bulmuş birinin müzik kutusunda!
ama yetmiyor notalar onu kurtarmaya
aşk bir silah gibi kaybedenin karşısında
tutukluk yapıyor hep göz göze bakınca!
barbuta otururum bu kadına narasıyla
çok umutsuz adamlar vardı masada
uçuruma o biçim yakışan adımlarla kalktılar dansa
ama kadınların ayaklarına takılarak düşmeyi unutmak
en büyük hataydı yaşamlarında!
Çünkü ölmek güzeldi
unutarak yeniden doğuyorken!
Yazan: Özgür Özdemir