Soner derin bir iç çekti. Tüm hayatlar onsuz daha güzeldi. Bu mevsimde normalde portakal olmazdı. Anlam veremedi. Uzanıp portakalı tırnaklarıyla soymaya başladı. Biraz beceriksiz olsa gerek, sıçrayan suyu defalarca gözüne kaçırdı, su gözünü yaktı. Yanan gözleri ona kendisinin de anlam veremediği bir haz veriyordu. Gözleri yandıkça portakalı tırnaklıyordu. Gözleri sulandı. Portakal kabukları tabağın üstünde dağınık duruyordu. Tek tek dilimleri yemeye başladı. Sulanan gözlerinin ağlamaya geçişi kolay oldu. Portakal dilimlerini yedikçe daha çok ağlıyordu. Gözyaşları dilimlere karışıyor, portakalın tadını bozuyordu. Soner bunu umursamıyordu. Portakallar bittiğinde Soner uykusundan gözyaşları içinde uyandı.
Çabuk toparlandı. Tüm el parmaklarını tek tek kütletti ve bilgisayarının karşısına geçti. Sabah ereksiyonunu da değerlendirmek maksadıyla hemen klasöründeki pornolardan birini açıp mastürbasyon yapmaya başladı. Yıkandı, abdest aldı, kahvaltısını yaptı, üstünü başını değiştirdi ve henüz toplanmamış yatağına uzandı. Tavana bakmaya başladı. Gözlerini kırpmadan durmaya çalışıyordu. İçinden gözünü kırpmadığı her saniyeyi sayıyordu ve her seferinde daha uzun süre gözünü kırpmadan durmaya çalışıyordu. Bir yerden sonra vazgeçti. Gözleri tavana dönük kapandı. Gözlerini dinlendirmeye başladı. Sanki on dört saattir uyuyan o değilmiş gibi yeniden uykuya daldı.
Bu sefer uykusu ısrarlı ve şiddetli çalınan kapı zilinden dolayı daha kısa sürdü. Gelen Soner’in çocukluk arkadaşı ve menajeri Cem’di. Cem hışımla içeriye daldı. “Oğlum yine mi uyuyordun amına koyim kaç saattir kapıyı çalıyorum.” diye serzenişte bulundu. “Bu nasıl uyku amına koyim bir gün uyanamayacaksın diye korkuyorum valla.” diye serzenişine devam etti. Soner sıkıldı. “Uzatma Cem anlat, ne oldu, niye geldin?” dedi. “Haydaaa, aşk olsun amına koyim illa bir sebebi mi olmalı, arkadaşımızı görmeye gelemez miyiz?” diye karşılık verdi Cem. Soner biraz daha sıkıldı. Sinirli şekilde iç çekti. “Tamam tamam kızma amına koyim.” dedi Cem. “İş var.” diye ekledi. Soner şimdi tam olarak uyandı. Meraklı gözlerle baktı. Cem “Ama biraz karışık amına koyim” diye duraksadı. Soner sorgulayan gözlerini biraz daha açtı. Cem susmaya devam etti. Soner sinirlendi. “Hadi lan konuşsana!” diye bağırdı. Cem sonunda konuştu: “Öldüreceğin kişiyi tanıyorsun amına koyim.”
Öldüreceği kişinin eski sevgilisi Yeşim olduğunu öğrenmesi Soner’in hayatında hiçbir şey değiştirmedi. Yeşim’i hala seviyordu ama işle aşkı birbirine karıştıracak değildi. Hemen Yeşim’i ne zaman ve nasıl öldüreceğini düşünmeye koyuldu. Not defterini yanına aldı ve planlamaya başladı. Eski sevgilisi olması avantajıydı. Ne zaman neler yaptığını, alışkanlıklarını, zaaflarını çok iyi biliyordu. Tek tek not almaya başladı. Not aldığı esnada düşünmeye de devam ediyordu. Öncesinde görüşmeli miydi? Hayır, duygularına yenilebilirdi. Boğarak mı öldürmeliydi? Hayır, uzun sürmesi odaklanmasını zorlaştırabilirdi. Evinde mi, dışarıda mı öldürmeliydi? Bunu önce işvereniyle konuşmalıydı.
Murat 1.80 boylarında yakışıklı bir adamdı. Bir kafeye oturdular. Soner adamın kendisinden daha uzun ve daha yakışıklı olmasını içten içe kıskandı; ama bunu Murat’a belli etmedi. Çünkü iş hayatı ve aşk hayatı birbirine karışmamalıydı. Murat her şeyi biliyordu. Bunu Soner’den özellikle istemediğini, işini çok iyi yaptığını bildiği için Soner’e güvendiğini üstüne basa basa tekrar tekrar söyledi. Soner “Problem yok.” diyerek Murat’ın tüm sözlerine nokta koydu. Soner, Murat’tan sadede gelmesini ve Yeşim hakkındaki kritik bilgileri vermesini istedi. Murat, Soner’in istediği her şeyi anlatırken araya onun ölmesini neden istediğini de sokacak oldu. Soner, Murat’ı bu sefer “Sikimde değil.” diyerek susturdu. Murat Soner’e “Bir şey içer misin?” diye sordu. Soner portakal suyu istedi. Murat da Soner’e uydu. Portakal sularını hiç konuşmadan içtiler. El sıkışıp ayrıldılar.
Soner cinayet ekipmanıyla birlikte Yeşim’in dairesinin kapısındaydı. İçinde kötü bir his vardı. Yaptığı onca başarılı işin ardından sanki bu sefer bir şeyler yolunda gitmeyecekti. Kalbi normalden hızlı atıyor, kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Saatine baktı. 00.03’tü. Murat’tan aldığı anahtarla içeriye girmesi çok kolay oldu. Evin içerisinde zifiri bir karanlık vardı. Fenerini önünü görmesine yetecek güçte ayarlayarak Yeşim’in yatak odasına doğru hareket etmeye başladı. Heyecandan titrediğini fenerin cılız ışığının hareketiyle fark etti. Derin bir nefes aldı. Kapısı yarı aralık odaya girdi. Ellerinin ıslaklığını eldivenin içinden hissediyordu. Silahına susturucuyu zorlukla taktı ve Yeşim’in şakağına doğru yaklaştı. Tetiği çekmek üzereyken Yeşim’in bembeyaz suratını ve elinden kayıp düştüğü belli olan boş ilaç kutusunu fark etti. Ölülerden anlardı. Yeşim ölmüştü. Silahını indirirken fenerinin ışığının gücünü arttırdı. Etrafı incelemeye başladı. Masanın üstünde bir kağıt vardı. Sakinleşmiş elleriyle kağıda uzandı. “Bensiz tüm hayatlar daha güzelse ben giderim Murat.” yazıyordu. Soner’in kafası çok karışmıştı. Gözlerini tavana dikti ve boş bakışlarla yere yığıldı. Giderken Cem ve Murat’ı da yanında götürdü.
***
Soner’in kafası gerçek manada çok karışıktı. Çünkü içinde çok fazla hayat vardı. Eski sevgilisi Yeşim’in, ağzından küfür düşmeyen geri zekalı arkadaşı Cem’in, bitmek tükenmek bilmeyen işverenlerinin ve kendisinin hayatı. Soner derin bir iç çekti. Tüm hayatlar onsuz daha güzeldi. En son on dört yıl önce bırakmaya karar verdiği ilaçlara uzandı. Öldürdüğü tüm masum insanların ardından bu kez belki bilinçli, belki bilinçsiz kendi cinayetini işledi. Bir daha uyanmadı.
Yazan: Doğaç Akçay