…taraflarımda bir doluluk ve delilik belirtisi var. Kendini koyun gibi sürüye katmak isteyenler ise cabası. Onlara yem mi vermeliyim, yoksa sürümle beraber bu tepenin leziz otlarını mı hediye etmeliyim? Nefes almalarımda bir hışırtı var… Ve bu krallık biteceğe benziyor.
Sanmayın ki bu duman biten közümden yükseliyor. Bekleyin sancılı bir doğum daha gerçekleşiyor. Bu doğumda ben, uçmayı bilen o salak martı gibi, ancak size muhtaç olmadan yükseleceğim gökyüzüne. Orada benim tahtım var. Diğer ürettiğiniz tanrılardan pek uzağım. Benim özüm insanoğlu ve ben hatalarımla yükselmekteyim.
Şimdi yükselişimi görenler duyarlar sesimi. Alametleri geçmiştir aranızda, yeni bir fikir dolaşacak tepenizde. Siz gözlerinizi üzerime dikmişken, ben çıkacağım “Gök Koltuk”a!
Sürüye katılmak isteyenlerden birileri de yükselmeye çalışacak tabi… Onlar, uçmasını öğrenene kadar sadece onlara taze ve leziz otlar sunulacak. “Hazır değilsiniz siz. Hazır olsanız yanıma gelirdiniz ki sizinle bu “Gök Koltuk” paylaşılabilsin. Ancak siz, karın tokluğuna heveslenmiş ve gözlerini leziz otlara dikmiş bir nesilsiniz!” diyerek haykırmak geçer içimden.
O, varılacak yerlerden sadece bir tanesidir. O, yönetme isteği duyan ve çobanlığı meslek edinmiş aydınlara bahşedilmiş bir ayrıntıdır. Şimdi çıkarım onun üstüne ve size haykırırım “Bu dünya size yeter, kavgalarınız pek boş görünür buradan. Ölün! İtaat etmeyeceklere sesleniyorum, diğerlerini zehirlemeden ölün hemen!”
Güç sunarsanız bu acizliğe, ne beklerdiniz ki fayda olarak? Güce sahip olan mı benimseyecek bizleri? Sanmam ki öyle olsun. Güce sahip olan, arayışında çıldıracaktır ve bağıracaktır “Hani bana daha fazlası?!”
Gök Koltuk’tan sesleniyorum: “Ey sürü, uçmayı öğren. Benden farkın kalmasın ki, bu taht önemini yitirsin. Kendini öyle bir eğit ki, gözleri üzerine kıskançlık içerisinde olan bir özlemle çevirsinler sana! Farkındalık yakındır, uyanmak isteyene!”…