Zaman soyutlaşıp kaybolurken yaşamımızın koşuşturmacasında, tabiat bazı gerçekliklerle somutlaştırıp önümüze seriyor zamanı. Doğmak ve ölmek gibi, dökülen yapraklar, solan çiçekler gibi, mevsimler gibi…
İnsanoğlu her zaman aşırılıktan kaçmıştır. Sıcaktan da soğuktan da. Ekvatordan da kutuplardan da… Daha bebekken sobanın sıcağından uzaklaşmış, suyun soğukluğundan ağlamıştır. İnsanoğlu çayı sıcak doldursa bile bir süre ılımasını beklemiştir. Birbirine sıkı bağlarla bağlı dört mevsimden en ılımlı, en olumlu, en aşırıdan uzak olanı bahardır.
Kışın kendimizi kapattık, yalnızlaştık…
Kitaplara sarıldık, kitapları dinledik. Kışın yarattığı yıkımın ardından bahar, yeniden doğuşu simgeliyor bizlere. Kar altındaydı yapraklar, belki de rüzgar koparıp götürmüştü çiçeklerimizi. Şimdi ise kara bulutları dağıtıp gülümseyen güneş, bizi yeniden yemyeşil alanlara çağırıyor. Yeniden doğuşun duygularımız üzerindeki pozitif etkisiyle, güneş, havayı ısıtıp, bizi bir bardak çay eşliğinde düşünmeye davet ediyor. Ne duruyoruz? Gidelim ve kitapların bize anlattıklarını düşünelim. Unutmayın! Kitap okumak zihnimize bir tohum atmaktır. Bu tohumu filizlendirmek ise düşünmekle olur… Baharın filizlenen düşüncelerimizi çiçeklendirmesine, çiçeklerimizin rengarenk açmasına izin verelim…
Yazan: Zeynep ve Hakan