Genellikle Franz Kafka denildiğinde akla ilk gelen eseri Dönüşüm’dür. Kafka okumaya başlamak isteyenler için güzel bir başlangıç olabilecek bu eser, oldukça sade bir dil ve olay örgüsüyle kendimizi, yaşantımızı ve çevremizdekileri sorgulamamıza neden olur.
Dönüşüm sancılı bir dönemin tablosunu gözler önüne serer.
Hepimizin çok yoğun bir yaşam mücadelesi ve birçok sorumluluğu var. Fakat kendi omuzlarımızda taşıdığımız bu sorumlulukların yahut önümüze zorunluluk olarak konulan birçok işin gerçekten bizim olduğuna emin miyiz?
Doğduğumuzdan itibaren aile, okul, iş, çevre gibi birçok oluşumdan sayısız kurallar ve sorumluluklar bizim üzerimize yıkılmış, hazırlanmış kalıpları üstümüze giymemiz istenmiştir. Dönüşüm romanının başkarakteri Gregor Samsa da bir sabah uyandığında bedeninin bir böceğe dönüştüğünü görür, kendisi değil sadece bedeni böceğe dönüşmüştür, ruhu, düşünceleri, kişiliği halen aynıdır. Yoğun ve baskıcı düzenden kaçabilmesinin tek yolu bu olmuştur.
Romanda çok fazla vurgulanan zaman kavramı, Gregor’un işe geç kalmasından çok kendi hayatına geç kalmasını ifade eder. Hayatı boyunca kardeşiyle, anne ve babasının sorunlarıyla uğraşmaktan bir kez olsun kendini dinleyemeyen yahut kendi için bir şeyler yapamayan Gregor için böcek olmak bir ceza değil kaçış anahtarıydı.
Bir solucan gibi; yeryüzünün tozuna, pisliğine maruz kalıp kozasında dönüşüme uğrayan bir kelebek adeta. Ait olduğu, kendi olabildiği gökyüzüne ulaştığında benliğinin farkına varabilir ve hayata gözlerini huzurla yumabilir.
Yaşantımız ve yaptıklarımız bir yana çevremizdekilerin daha doğrusu ailemizin gözünde ne olduğumuz Gregor’a göre dönüşümünden sonra ortaya çıktı. Çünkü insan bedenine sahipken çalışıyor ve eve para getiriyordu fakat dönüşümünden sonra bakıma ihtiyaç duyan, ailesi için yük olan biri haline geldi. En yakını kız kardeşinin bile Gregor’a karşı davranışları değişti.
Çok da beklenmedik bir son olmayan fakat bunu kimse hak etmez dediğimiz üzücü bir sonla bir küreğin üstünde buldu kendini.