Bir oyun daha,
Son bir oyun.
Ardından, terk edilmişliğin karanlık zindanlarına bırakabilirsiniz beni.
Çıplak Ankara şafağında,
İstanbul’a yetişmek için,
Tüm umudumla yürürken,
Sincan çıkışında bir yerde,
Dalgalara karışmak, kabulüm.
Yeter ki, son bir oyun.
Biliyorum,
Zaman yalnızca bir yanılsama,
Ne ilaçtır ne de deva,
Devler çağından bu yana,
Değişmedi, değişim,
Bir gram.
Bir oyun.
Sevmek gibi mesela,
Özlemek gibi nisanı,
Suyu,
Tohumu
Ve toprağı.
Vatanı,
Anne kucağını,
Kardeşi,
Sevgileni,
Ve seveni.
Gitmek istemem,
Hüküm hakkı elimde olsa.
Kefenimi ördüm sabaha kadar,
Beyazdı,
Sarı lekeler yapıştı üzerine.
Çamaşır suyunda beklettim suskunluğumu,
Yarım ömür kadar,
tuza bastım ve kavanoza kapattım hatırladığım son mutluluğu.
Kalmak istemem,
Yazgımı kendim belirlesem,
Bir oyun,
Sonrası kabulüm.
Son bir hak ver rabbim bana.
Sakallarım dayanmıyor,
Mağlubiyetin dosttan oluşuna.
Evveliyat kadermiş deyip geçemiyorum,
İnsan, kendi kanını içmiş hayatta kalabilmek için.
Vakitsiz öten horozlar gibi kader’e yürüyorum,
Böyle geldim, böyle gidiyorum,
Bir oyun.
Kendi kanımı, içirtme bana.
İşitmek istemiyorum çünkü sıradaki selayı,
Avni’nin açlık çektiği meydanlarda,
Yerim, kabulüm.
Kimileri var, görüyorum,
Özlendikçe, sevildikçe, arzulandıkça,
Üzmeyi öğrenmiş.
Paramparça ediyorlar onlar,
Önlerindeki tecrübesiz kalbi.
Kimileri var, görüyorum,
Vuruldukça, savruldukça ve öldükçe
Üzmeyi öğrenmiş.
Ben onlardanım.
Bir oyun, tek arzum,
Bir kerelik, farklı olsun,
Sonrası, vallahi kabulüm.
Yazan: Cemil Atmaca