barış kelimesinin geçtiği yerlerde
barışın asla ol(a)mayacağı aşikardır,
savaşların olduğu yerde ise
savaş kelimesinin geçmesine gerek yoktur.
çünkü savaş;
hiç durmadan
her soluk ve adımda
her yerde ve
her zamandır.
ailenin tam da göbeğindedir,
kan bağlarının her bir bağındadır,
dostluk tanımlarının alüminyum çerçevesidir,
sakat ilişkilerin vazgeçilmez adımlarındadır.
üç vardiya fabrikalar ve
beyaz yakalıların da arasındadır.
sabah altı-kırkyedi olmadan ve
henüz çöp arabası sokağa uğramamışken
boyası aşınmış
her bir konteynerin dibindedir.
sayısız intihara tanık olmuş
sarı duvarlı pansiyon odalarındadır.
Aksaray-Gaziosmanpaşa minibüs hattındadır,
burjuvaların kusmuk dolu konken partilerindedir,
sınav tarihi yaklaşmış mumyaların arasındadır,
hediye paketine girmişlerin bulunduğu
tüm kutlamalardadır.
yaşam dolu buz gibi biranın
buz gibi köpüğündedir,
fazla mesai için yarışa girmişlerin
nefes alışlarındadır.
en az iki kişi olmasına gerek yoktur
bitmek bilmez savaşlar için,
tek kişilik, kendi kendine savaşlar da
en göze çarpanlar arasındadır.
hem barış demişken sorarım size;
neyin barışı,
kimin kim ile barışı?
insanların insanlar ile olabilecek
düzmece barışlarından mı bahsediyorsunuz?
hem de kalıcı barışlardan he?
ne? biri insan mı dedi
barıştan söz ederken?
insanın üretebileceği en kalıcı şey
kindir,
nefrettir,
rekabettir,
yok etmektir,
dahasını istemektir,
çaresiz kalmışları
barış vaatleri ile düzmektir,
ve yine barış vaatleri ile
tonlarca siktiri boktan dogma altında
kansız ve ruhsuz çehrelerini
şirin göstermektir.
bir zamanlar barış vardı
her bir coğrafyada,
her bir su birikintisinde,
her bir bulutta,
her bir uçan ya da uçamayanda,
her bir sonsuz yeşillikte ve kızıllıkta
ve karanlıkta ve aydınlıkta,
her bir tohumda.
aslında bakarsanız onun adı barış değildi,
olması gerekenin
olması gerektiği gibi olmasıydı,
ta ki bizler oluşana dek.
Yazan: Yalçın Şentürk