Selin’in hava durumu: “Balkanlardan gelen yoğun yalnızlık sebebiyle yağmurlu”
Sıradan bir çarşamba. Haftanın en sevmediğim günü. Çarşamba aynı biraz siyahtan çalmış, biraz beyazdan kapmış gri gibi. Tatile yakın değil, hafta başı hiç değil. Ortalıkta kalmış, tarafsız, kararsız… Tıpkı babam gibi. Annem ve en yakın arkadaşı arasında epey debelenmiş yıllarca. Biraz beyaz tenden geçememiş, biraz kara gözden, biraz tatil istemiş gönlü, biraz evde durmak… Çarşamba, gri ve babam… Beş gündür eve uğramamasının ardından yoğun rakı parfümü ile karşıma dikiliyor.
“Aynı anasının köpek soyu. Cehennemin yedinci katında bekliyor lanet seni. Ne suç işledim de senin gibi bir evladım oldu?”
Dün harçlık istedim acaba ondan mı kızdı bu kadar? Odamda yerde birkaç kıyafet vardı onları mı gördü acaba? Ya da aynı anneme benziyorum diye mi her içtiğinde böyle paylıyor beni?
“Neredeydin bu kadar gündür? Zeliha Teyze mahallede hırsız dolanıyor diyordu geçen. Korkuyorum geceleri.”
“Heh tam isabet. Kapsa götürse seni… Defol git odana. Çık karşımdan!”
Annemden sonra haftada bir kere eve uğrar oldu zaten, karşılaşınca da illa ki bana kızacak bir şeyler buluyor. Hep annemin tarafını tutmasaydım daha yaşanılır bir yer olur muydu şu ev? Tüm bedbaht gecelerin tanıdığı, ilk fırsatta itildiğim canım odam. Tüm dertlerimi bilen komodinin üstünde duran saman kağıt küçük defterim… Benden geriye pek de bir şey yok.
Hiç cevapsız arama olmaz telefonumda, kapının zili yıllardır suskun. Sokak kedileri bile sırnaşmıyor yamacıma, ölsem babam ne zaman fark eder? Bilemiyorum… O, eve uğrayana kadar hiç düşünmüyorum bunları. Tam anahtarın yanına bırakılmış parayla yaşamaya alışıyorum, çıkıveriyor birden girdiği delik her neyse. Gözlerimi dün gecenin sırtımda yarattığı kamburuna aldırmadan açıyorum. Alarm sesi evin dört bucağında çınlıyor. İlk defa gitmemiş.
“Kapat şu telefonu. Lanet olsun bir uyutmadın ya. Defolup gidecektim işte suç bende…. ”
Garip bir şaşkınlıkla susturuyorum telefonu. Renksiz, sıradan, siyah kıyafetlerimden birini geçiriyorum üstüme. Yeditepe’nin arnavut kaldırımı yollarına varıyorum sessiz sessiz.
Selin’in hava durumu: Yoğun sis ve lodos sebebiyle tüm sevgi seferleri iptal.
Final döneminde notlarımı verdiğim kızın yanına gidiyorum. Dersten önce laflarız belki. Bu güzel bir başlangıç olamaz mı? Kalbimin sağ karıncığından sol karıncığına deli bir heyecan akışı var. Biraz daha ileride dost oluruz belki. Yatıya bize davet ederim sonra. Kahve de yaparım ona. Tıpkı anneminki gibi bol köpüklüsünden ve orta…
“Günaydın Azra. Nasılsın?”
Garip garip suratıma bakıyor. Mavi gözlerinin dalgalı, sert bir gününe rast geliyorum.
“Tanışıyor muyuz?”
O bakışı iyi bilirim ben. Tıpkı babam gibi bakıyor. “Diyeceğini bir an önce de ve git” bakışı. Başım bükülerek uzaklaşıyorum oradan. Gözümde hafif bir nem olsa da izin vermiyorum fazlasına. Günümü az da olsa güzelleştirecek şeyi biliyorum nasılsa. Amfinin arkalarından beşinci basamak, üçüncü hiza Burak… Her gün sınıftan girince bir kere buluşur gözlerimiz. Önce yukarıdan aşağı süzer beni sonra hafif bir gülümseme atar. Yine aynı şeyler oluyor. Yine aynı delen bakışmalar. Aynı sınıfta nefes almak bile güzel. Ona bakarken ellerimin terlemesi güzel…
Selin hava durumu: Yoğun kar yağışının yarattığı buzlanma etkisiyle kötülük tatil.
Ders olağanca sıkıcılığını nihayete erdirince Burak’ın çıkışını görmek için bekliyorum. Dalyan boyunu belirginleştiren yeşil parkasını giymiş yine. En sevdiğim… Heyecanım nedensizce takip etmeye itiyor onu. Küçük adımlarla yavaş yavaş sürükleniyorum. Azra’nın yanına doğru olan yolculuğumuz tamamlanıyor. Çok da geçmeden dudakları birbirine kavuşuyor. Onlar için birkaç dakika, benim için bir ömür süren bu öpücükle sol köşemden bir duman yükseliyor. Belli olmayan varlığımı ilerletiyorum ters istikamete doğru.
Selin’in hava durumu: Kıyılarda yer yer yağmur, yer yer yağmurla karışık acı yağacak.
Gözlerim yine nemlenmiş ama yine izin vermiyorum daha fazlasına. Başımı büküldüğü yerden kaldırayım derken panodaki renkli bir ilana ilişiyor gözüm:
“Ara sınav tanışma partisi olacaktır. Katılmak isteyenlerin ücretle birlikte gezi kulübü odasına gelmeleri gerekmektedir.”
Bugün katılım için son günmüş. Bu her şeye yeni bir başlangıç olabilir. İlk kez gece kulübüne gidecek olmanın verdiği merakla ücreti ödüyor ve hazırlanmak üzere eve varıyorum. Evdeki eşyaların yarısı gitmiş, odalarda buram buram taşınma telaşı tütüyor. Salonda koltuklar dışında bir şey yok, beyaz eşyalar ve koltuk dışında her şey gitmiş aslında. Şaşırmış da değilim. Babamla yaşamanın verdiği en büyük tecrübe şaşırmamak. Yine de arıyorum normal bir durumda yapılması gereken gibi.
“Aradığınız aboneye şu an ulaşılamıyor.”
Bu düşüncelerin gecenin zihnimde yarattığı parlak fikirleri bozmasına izin vermiyor ve hazırlanmaya başlıyorum. Aynadaki suret hoşuma gidene kadar allanıp boyanıyorum. Asansörü beklemeye bile yetmeyen sabırsızlıkla merdivenlerden inerken babamın deri eldivenin tekini buluyorum yerde. Çantama atıp ilerlerken bodrum kapısının girişinde diğer teki buluyorum. Bodrumun karanlık daveti akşamki davetten ağır basmıyor tabii. Ama karanlıktan çıkan birtakım sesler beni kendine çekiyor. Karşımdaki babamdan başkası değil üstelik. Elinde siyah bir maske, üstünde lacivert bir bahçıvandan tulumu… Tam ağzımı açacağım ki eski model bir telefon çıkarıyor elinden.
“Benim ev de dahil para edecek ne varsa attım kamyona. Zeliha karısının evinde de bir şey bırakmadım. Antika mantika neyi varsa cepledim. Orada burada konuşmaya devam etsin bunak. ”
Selin’in hava durumu: Kıyılardan iç kesimlere doğru mevsim normallerin altında bir hayal kırıklığı bekleniyor…