Anne,
Bugün, kapkaranlık bir sabaha uyandım. Her şeyden habersiz, yatağımda etrafı seyretmeye başladım. Sıcacık ekmek ve yumurta kokularını bekledim. Güzel sesinle evimizi şenlendiren şarkıları bekledim. Gelmediler.
Kalktım. Seni yerinde bulamayınca, ben de hazırlanmaya koyuldum. Erkenden poğaça almaya gitmiştin; güzel bir sofrayla seni karşılamam gerekirdi. Çabucak giyindim, sofrayı kurdum. Etraf derli topluydu. Onca işinin arasında mutfağı, banyoyu paklamış; öyle uyumuştun canım annem… Çay demlendi, yumurtalar en sevdiğin kıvama geldi, gelmedin…
Babamı uyandırmaya gittim. “Annem fırına gitmiş, telefonunu almamış.” dedim, “…Okula da gecikiyorum.” Gözlerini açmadı. “Kızım, bugün gitme okula…” dedi. Anlamadım. Daha fazlasını da, soramadım…
Mutfağa geçtim. Hep tembihlediğin gibi, ocağı söndürdüm. Bekleyecektim, “çay fazla kaynayınca güzel olmuyor.” Oturdum. Camın önünde, yeni açılan perdeleri, kapıdan el sallayan anneleri, kalkan servisleri izledim. Kulağım hep kapıdaydı. Elinde torbalarla gelecektin. Ya da yan odadan çıkıp, “Kızım, neden koymadın çayı?” diyecektin. Yavaş yavaş ortalık sakinleşti. Herkes işine gücüne dağıldı.
Babamın yanına gittim. Kapıda dakikalarca bekledim. Uyanmıştı, bana yüzünü dönmedi. Abime baktım. Yine geç uyumuştu besbelli. Seslendim, “Annem kızacak yine, uyan” dedim, dinlemedi…
Banyoya gittim. Epeyce toparlanmıştı. Kremlerini, fırçalarını göremedim. Babam geldi. Ben dışarı çıktım. Ocağı yaktım, heyecanla. Sen de gelecektin, tam olacaktı. Abim, yine sona kalmıştı. Biraz sonra babam geldi. “Abini uyandır.” dedi. Koştum hemen, o da kalktı. Birlikte mutfağa geldik. Ben bardaklara sarıldım, çayları koydum. Abim, ne olduğunu, neden sustuğumuzu anlamadı. Tembihlediğimden, soramadı da…
Oturduk. Babama baktık. O, bize hiç bakmadı. Gözünü ekmek sepetine dikmişti. Öyle boş, öyle sakin söyler gibi, yutkundu; “Anneniz gitmiş çocuklar…” dedi. Başını eğdi. Abim döndü, “Nereye?” diyecek oldu, sustu. Sustuk. Dakikalarca o sofranın başında suskun, ağlaştık. Dayanamadım, nefes alamadım…
İlk babam davrandı, sırayla odalarına gittiler. Ocağı söndürdüm, artık bekleyeceğimiz kalmadı. Sofraya baktım. Nizamlı peçetelerde, bardaklarda, kaşıklarda tek tek seni aradım. Yiyip mi çıktın anne? Karnın tok muydu? Çay içmemişsin. Şu sevdiğin peynirden de mi yemedin? Anlamadım. Tüm dolapları açtım, kapadım; bulamadım. Çöpü karıştırdım. Bir salatalık soymuşsun, o kadar. Acelen mi vardı? Merak ediyorum. Şu baldan bir kaşık almadan mı çıktın? Geç mi kalıyordun?
Gözlüğünü unutmamışsın ama iyi olmuş. Başın ağrır yoksa. Unutsan döner miydin, korkar mıydın uyanmamızdan? Akşam mı gittin sabah mı, bilmiyorum ki…
Bütün çamaşırları yıkayıp gitmişsin, teşekkür ederim. Abimin beyaz gömleğini kalorifere asmışsın. Bugün giyer diye mi düşündün? Dün istediklerini ütülememişsin ama. Vaktin mi yetmedi? Aceleyle mi çıktın, heyecanlı mıydın, bilmiyorum ki…
Neler aldın yanına? Kahverengi takımınla fularını götürmüşsün. Geçen hafta aldığımız kahve ayakkabılar bunlar için miydi? Onca işi, temizliği, hazırlığı nasıl gizlice yapabildin? Dün tamirden gelen çantayı da almışsın. Bu kadar mı bıkmıştın bizden?
Tarağını temizlemişsin. Saçlarını okşayıp ağlamayayım diye mi yaptın? Yastığını neden yıkamadın?
Turuncu rujun burada kalmış. Bana mı bıraktın yoksa? Sen gidince makyaj yapmaya başlarım diye mi düşündün? Şeftali kokunu neden götürdün?
Yeşil hırkanı da almamışsın. “Hay Allah!” dedin mi hiç, hırkan için geri dönmeyi düşündün mü? Soğuk bir yere gitmiyor musun yoksa?
Bıraktıklarından vazgeçmek zor oldu mu? Bu kadar plan yaptın mı bilmiyorum ki…
Kilere baktım. Büyük mavi valizi almışsın. Diğerlerini bize bırakmışsın. Daha çok seyahat ederiz diye mi düşündün? Başka valize yer mi yoktu? Ne ile nasıl gittin bilmiyorum ki… Valizi çabuk mu seçtin? Işığın biri açık kalmış. Saatlerce kilerde bekledim. Bir şey aramaya geldiğini, hep burada olduğunu bilmek istedim.
Masama haftalığımdan fazlasını koymuşsun. Sen gittikten sonra daha çok harcarım diye mi düşündün? Korkmadın mı odama girerken? Ayakucunda mı yürüdün? Merak ediyorum. Yüzüme baktın mı? Öptün mü? Ağladın mı?
Bir şeyler yazmayı düşündün mü? Koklayacağım, yakacağım bir mektup bile bırakmamışsın. “Anne” derken yüzümün kızaracağını düşündün mü? Nasıl bir “anne” olacağımı düşündün mü? Neden anlatmadın anne? Neden gittin, neden yaptın? Bilemeyeceğim. Çocuklarının yüzüne bakamayan bir babayı neden çözüm gördün, bilemeyeceğim. Bizi sevip sevmediğini, kiminle olduğunu, kiminle öldüğünü asla öğrenemeyeceğim. Sadece her 10 Ocak akşamı, ölmüş anneme dua edeceğim…
Seher
Yazan: Çiğdem Çalık
Gözlerim dolu dolu okudum, yüreğinize sağlık…
Çok güzel olmuş yazanın ellerine sağlık