Merhaba dostum,
Bu arada dostum diyebilir miyim sana? Dün gece eski bir şiir kitabında gördüm seni. Çocukluğumdan çıkmış bir anı gibi duruyordun orada. Bir rastlantı değildi bu, ne de bir karşılaşma. Bir hatırlama sadece. Nasıl oldu da unuttum seni? Oysa seninle doluydu çocukluğum; dünüm, bugünüm, yarınım kadar gerçekliğini bildiğim anılarımda vardın sen. Çok şey geçti şimdi o anıların üzerinden. Ben bile geçtim. Zamanı üzerinde yürüdüğün bir ipe benzetirdim eskiden. Şimdi anladım ki ne zaman bir ip, ne de insan cambaz. Zaman, sadece zaman. Sadece yaşadıklarından hatırda kalanlar. Ve şimdilerde zaman sadece ‘sen’ benim için. Dostum, sen rüyalarımda bile beraber oynadığım arkadaşımdın. Beni yarı yolda bırakmayan, düştüğümde benimle düşen ama kaldırmasını da en iyi bilen. Ve her zaman olmak istediğim kişi oldun dostum. Benim kursağımda kalan ne varsa sen tattın onların hepsini şu hayatta. Hayallerim çoktu benim, yeri göğü dolduracak kadar. Ama cesaretim eksikti. Biliyorum, hep yanlış adımla başladım oyuna. Sen de benimle aynı yerden başladın belki ama farklı yönlere ilerledin sonra. Yapamadıklarımın hepsini sende gördüm. Sevindim, kendim yapmışım gibi. Yanlış anlama kıskanmadım asla, özendim sadece kendime lanetler okudum içten içe. Senin kıvırcık saçların vardı mesela, parlıyorlardı ışık altında. Çok sevdim ben onları. Senin öyle bir gülümsemen vardı ki baktığın her yeri dolduruyordu sanki. Benimse hüznüm vardı insanlara gösterdiğim, içimdeki o yerinde duramayan, mutluluktan uçan çocuğu asla dışarı çıkaramadım. Atlayamadım dağlardan aşağı, kendimi veremedim doğaya. Alıp başımı gidemedim mesela. Gitmek istedim; vazgeçtim, yoruldum, oturdum yine. Denize bakamadım hiç uçsuz bucaksızca. Korktum hep, bilmiyorum neden ama çok korktum hep denizden. Sense okyanuslara yelken açtın. Sen yağmura dokunmayı nimet saydın ben bulutlara özlemle yaşadım. Ve dostum sen beğenip uzaktan izlediğim yıldızım gibiydin. Bana parlamanı o kadar istedim ki. Küçüklüğümüzdeki gibi olsak dostum olmaz mı? Ben yine kıvırcık saçlarına olan hayranlığımla kalsam. Pamuk şekeri elimize yüzümüze bulaştırsak. Beraber oynarken sayamasak saatleri, günleri… Kafamız karışsa ve unutsak tüm rakamları. Sonra sen beni alıp kendi geleceğine götürsen, kursağımda kalan heveslerimi yaşasam bir bir.
Dostum ben buradayım işte, parlasan ya bana artık. Ben ulaşamam yıldıza ama yıldız parlayabilir bana. Tozlu şiir kitaplarında ne işin var senin. Hem şiir sevmezsin ki sen. Evet, kızma şimdi bana ama biliyorum sen değildin şiirin mısralarında gizli olan, bana seni anımsatan herhangi bir şeydi, sana benzeyen ya da. Şimdi gece oldu dostum, iyi geceler sana. Yarın sabah belki ilerideki sokak sonunda ya da ilk sağa dönerken bakkalın karşısında, karşılaşırsak hani… Çok hayalperest biliyorum ama olur ya belki gece karanlıkta değil de gündüz aydınlıkta parlarsın bana. Sen tanıyamazsın tabii beni, ama ben seni biliyorum, kıvırcık saçlısın. Evet, evet mutlaka kıvırcık saçlı olmalısın. Bir de aniden çıkınca karşına, gülümsersen tamamdır. Yakaladım seni! Dostum, ben seni aradım tüm ömrüm boyunca. Tek duam belki de, biliyorum bir gün bir sokağın sonunda karşılaşacağız. Ve ilk ne demeliyim düşündüm şimdiden: “Dostum diyebilir miyim sana?”
Yazan: H. Şeyma Altınkaynak