Evrenin karmaşık ve Dünya’ya çok uzak yerlerin birinde, bedenlere gönderilmek üzere bir ruhun aklı karışır. Dünya’ya ilk kez gidecektir. Yeni ruh olmanın tecrübesizliğinden korkan genç ruh, ters yönden gelen ve benzer deneyimleri bünyesine katmış ruhlardan biriyle karşılaşır. Ve aklındakini bir çırpıda soruverir. Karşılığında ise hem uzun, hem de kısa bir cevap alır:
“Bedenin ayrı, ruhun apayrı olur şimdi senin… Ağlamaların dahi çok derinden olur. Gülüşün, yürüyüşün de öyle. Nitekim herkesin sevdiği şeylerden de sıkılacaksın. İçine de iyice kapanmış olacaksın. Bir çay içmek bile ıstırap olacak sana, herkesin yaptığı ve zevk aldığı bir olgudan delirircesine kaçacaksın. Çayı bile sevmemen yadırganacak. Menemen de hoşuna gitmeyecek senin. “Ne o öyle, kusmuk gibi aynı.” diyeceksin. İnsanların yumurta, domates ve biberi harmanlayıp “hapur hupur” yemeleri, seni onlardan soğutacak. Onlar adına utanacaksın. Sen herkes gibi olmayacaksın. Çığlık çığlığa yaşayacağın günlerin ardı arkası kesilmez. Herkes, her yerde, aynı şeylerle aynı zaman dilimlerini öldürüyor. Anarşik geçinenlerin bile bir düzeni, bir aynılığı olduğunu görmek şaşırtacak seni. Senin cinsiyetin bile diğerlerininki gibi olmayacak ki. Nereye oturacağını, nerede ne olacağını, sana nasıl sesleneceklerini kestiremeyeceksin. Kuralları sen koysaydın belki onlar da rahat edecekti ama onlar seni düşünememiş. Ya kendinden vazgeçeceksin, ya da onlar senden vazgeçecek. Kabul etmelisin ki vazgeçmek söz konusu olduğunda diğerleri ayrı ayrı, kendi çaplarında birer dünya markası haline dönüşürler. Hangi birine tutunmanın, bağlılığın gücünü anlatacaksın ki?
Vazgeçmek dedim ya, en çok da sevdiklerinden vazgeçmek gelir kolaylarına. Gerçekten sevip sevmediklerini kazık yedikten sonra anlarsın. Kazığın acısıyla “keşke ilk kazığı ben atsaydım” dersin. Doğru söyleyeni de dokuz köyden kovarlarmış mesela. Dokuzuncu köyden kovulduğunda onuncu köyün aslında hiç inşa edilmediğini göreceksin. Belki bir yuvan olacak, fakat sadece barınabilecek kadar yerin olacak. Orada da umarım rahat bırakırlar seni.
Buraya çabuk getirilirsin. Yahu, ne basiretsizmişsin sen öyle! Dünya’ya gitmek için böyle bir rol sence de çok zor değil mi? Yine de keşke doğmasaydım demeden tutunursun nefes almaya. Gerçi bu kadar acı çekmeye değer mi? Dünya’ya gitmeden önce karşılaştığımız iyi oldu, başıma gelenleri anlattım kısaca. Sen benim gibi değilsindir, en büyük nimetin kıymetini bilirsin yine. Sen o “herkes topluluğu”ndan daha fazlasını hak edersin hayatında. En nihayetinde dokuz köyden kovulmaya hazırsak artık, “Sen bu hayata hepsinden daha çok yakışırsın.”
Yazan: Deniz Su Tiffany