Hipokrat Yemini’ni etmiş, iyi eğitimli gerçek bir doktordu. Sayısız insana yardım etmiş, kimi zaman kendinden ödün vermişti. Şimdi yaşadığı ikilemse, onu yardım etmekten, iyileştirmekten alıkoyuyordu. İki hastası vardı. İkisi de aynı semptomları gösteriyordu. Tedavi içinse sadece bir kişilik ilacı vardı.
Asıl yaşadığı ikilem hastalardan birisini seçmek zorunda oluşu değil, doğru olanı seçme zorunluluğuydu. Çünkü semptomların sahiplerinden birisi gerçek bir insan; diğeri ise, insan gibi düşünen, hisseden, hayalleri olan, canlı kanlı bir androiddi. Yani bir simülakr, bir gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünümdü. Kendisi bile gerçek olmadığının bilincinde değildi. Doktorun tek bildiğiyse, sadece bir tanesinin gerçek bir insan oluşuydu.
Hipokrat Yemini’nin bir cümlesinde şöyle der ;
“Yeteneğim ve hakimiyetim ölçüsünde hastalarımın iyiliği için tedaviler önereceğim ve asla kimseye zarar vermeyeceğim.”
Biliyordu ki, eğer yanlış olana ilacı verirse ettiği yemini bozacak, gerçek bir insanı öldürecekti. Gerçek bir insanı öldürdüğünde, kendisi de sahte bir doktora dönüşecekti. Doğrular, ne kadar kırılgandı.
Kararsızlık zamana mal oluyor, iki hasta da giderek kötüleşiyordu. Gerçekliğin kendisi dışında, hiçbir şeyin bilemeyeceği bir cevap için endişe etmemeliydi. Bu durum yeteneği ve hakimiyeti dışındaydı. Yani, ilacı hangisine verirse versin, bilinen gerçek aynı olacaktı.
Ve ilacı herhangi birine verdi. Birisi insan gibi iyileşirken, diğeri insan gibi öldü. Doktorun da bir yarısı iyileşip, bir yarısı öldü. Çünkü kutunun içine bakmadan kedinin ölü veya diri olduğunu bilemezdiniz. Artık ne doktordu, ne değil.
Yazan: Yurtsever Orkun Tatar
yüreğinize sağlık…