Çirkinliğe asla tahammülüm yok dostlarım. Onun dışında her şeyinizi sineye çekebilir, her şeyinize sabredebilirim. Hem de her şeyinize… İkiyüzlülüğünüze laf dahi etmem. Hatta buna saygı duyarım. Bir gün içerisinde bırakın günü bir dakika içerisinde o güzel yüzünüzde birbirine taban tabana zıt olan iki anlamı görebilirim. Anlamlıymış gibi görünen gözlerinizi anlamsız kılan kirpikleriniz her ne kadar birbirini inkar da etse buna asla ses çıkarmam. Yüzüme bakıp ‘Çok iyi bir insansınız, 21.yüzyıl insanı’ diyen diliniz, apaçık bunun tam tersini kasteden dudaklarınızın arasından süzülse de yüzünüze gülümserim. Evet gülümseyebilirim. Yüzümde tebessümler kahkahalar adeta birbiriyle yarışır. Suratımın bu mutluluğa olan açlığı günden güne artmakta sayenizde…
Karşımda bu kadar alçak duruşunuz ise takdire şayan ve alçaklık kokunuz başımı döndürüp mest ediyor adeta. Durun sizinle beraber ben de alçalayım ki bundan gurur duyarım. Gururum alçaklığımdan değil size tıpa tıp ayak uydurmamdandır. Hem sizin de dediğiniz gibi ‘Kim demiş alçaklık kötüdür diye’. Bunu söyleyen kişi kötülüğün ta kendisi hatta yaratıcısıdır. Hem neyin kötü neyin iyi neyin ahlaklı neyin ahlaksız olduğuna kim karar veriyor? Onlar mı? Hayır efendim buna biz karar vermeliyiz. Hem ne demiş şair ‘Alçal alçal ki bu yer yerin değildir’*. Bakın bunu koskoca şair söylemiş- kelimelerin harflerin anlamların mimarı olan şair- ben değil. Bir şaire de inanmayacaksak kime inanacağız bu hayatta. Tabi ki o şaire ve karşımda duran size inanacağım. Ama bazı şeylere de inanmayıp inkar edeceğim elbette. Şüphesiz gerçeği dövüp ona zorla ‘Ben yalanın ta kendisiyim!’ dedirterek bu yalan boyasıyla her yerini boyadığınız baya harap ettiğiniz zavallı gerçeği inkar etmemi isteyeceksiniz. Seve seve inkar ederim hem de tüm varoluşumla yaparım bunu. İnkar kelimesinin büsbütün kemikleşmiş kanlanmış canlanmış hali bile olurum. Daha fazla ileri de giderim belki, belki de bu zavallı gerçeği saçından sürükleyip meydanlarda ‘Bakın ahali bu saçından tuttuğum tuhaf mahlukat şeytanın kölesi’ diye taşlatırım da. Bunu hiç acımadan yaparım, zerre merhamet duymam. Hiç ağlamam bile, hiçte ağlamadım zaten. Ama birazcık üzülebilirim herhalde… Tamam tamam kızmayın üzülmem. Ne üzüleceğim bu “2kere2″ye. Bakın meydanda yıkılmış halde kan revan perişan bir biçimde boylu boyluna yatıyor “4”. Öldürdük onu, evet taşlatarak öldürttüm onu, hem de acımasız bir şekilde öldürttüm benim gibilere. Bakın kalabalığa bakın, daha dikkatli bakın, suratlarındaki rahatlamaya bakın, gözlerindeki alevlere de bir bakın. Hakikati öldürmenin rahatlığını yaşıyorlar tüm benliklerinde, gözlerindeki alevler ise daha fazlasını öldürmek istediklerinin belirtisi. Aman efendim söndürmeyelim bu alevi iyice harlayalım ki hep böyle acımasız ve diri olsunlar. Bu arada bu onuru bana yaşattığınız için teşekkür ederim, durun-durun o güzel ayaklarınızı öpeyim. Bırakın-bırakın öpeyim, ne olur izin verin bana. Tamam siz istemiyorsanız öyle olsun ama gerektiğinde ayaklarınızın altını bile öpebileceğimi sakın aklınızdan çıkarmayın.
Bir de sizinle bana vicdansız diyenler çıkmış. Gerçi bunu söyleyenler çok azınlık bir grup, ciddiye dahi almamız gerekir. Ama görüyorum ki sizler de sinirlendiniz. Aman öfkelenip sinirlenip yormayın kendinizi ben sizin yerinize sinirlenip küfürler ederim. Namussuz herifler bize vicdansız diyorlar he! Şerefsiz korkaklar bunu bir de o alev-alev yanan gözlerimizin içine bakıp söylesinler bakayım. Bir yazar da şunu söylüyor üstüne basa basa;
“Vicdan her insanın temel taşlarındandır. Diğer taşlar ona göre şekillenir. Bu bir ‘Öz’dür, insanlığın özü hem de. Her insanın ruhunda doğuştan bulunan vicdan bazı bedenleri ruhlarıyla beraber sonsuza kadar terk eder. Geriye ise kasaplar için dahi beş para etmeyen kedilerin mundar deyip kaçtığı koca bir et yığını kalır. 21.yüzyıl insanı içinse her şeyden önemli olan şey, bu vicdandan mahrum kalmış et yığının güzelliğidir. Bu güzelliğin kahredici esaretinin sonucunda kör olan insanlardan tüm kainat adına utanç duyuyorum.”
Bakın laflara bakın, bu yazar namussuz değil de nedir siz söyleyin. Şairleri çok severim de şu yazar takımının hiçbirine katlanamıyorum. Onlarda çirkinliğin izleri var. Özellikle de bizden utanan bize hakaret edip vicdansız diyen o yazar. Kurmacanın evladı, çirkinliğin tohumu… Aklıma geldikçe sinirim tepeme çıkıyor ellerim ayaklarım titriyor. Yakalasam kendi ellerimle boğazlarım o adiyi. Ancak bir türlü bulamıyorum. Çevrede söylenenlere göre onu bulmak imkansızmış, gündüzleri asla evden çıkmaz sadece akşamları dışarı çıkarmış. Yüzünde meymenet yok herhalde ondan. Bir yakalasam ah bir yakalasam ona neler yapacağımı hayal bile edemiyorum. İlk o yazdığı eserleri yakardım gözleri önünde, bu ona çok acı çektirir. Bu onu yakmaktan daha fazla acı verir ona eminim. Yazdığı o tüm kağıtlar, kelimeler, harfler yanarken küçük bir kız çocuğu gibi bir kenarda ağlar hem de hıçkıra hıçkıra. Konuşamaz bile dilini yutar. Çünkü o yazar bozuntusu yazdıklarını kendi evlatlarıymış gibi sever. Küçük bir bebek büyütürmüşçesine besler onları ve her zaman yanındadır çocuklarının. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Kendi hayatları olmadığı için başka-başka hayatlar kurarlar. Tabi kurduğu hayatın tanrısı gibi hisseder kendisini. Her şey kaleminin ucuna bağlıdır. Kaleminin ucu bir aşağı bir yukarı bir sağa bir sola kıvrıla kıvrıla harfleri ve hayatları oluşturur. İsterse yağmur yağdır, hatta istesin gökten ölü bebek bile yağdırır, istediğine can verir, istediğinin canını acımasız bir şekilde alır, istediğine aşık olur hatta aşık olacağı kadını dahi kendi elleriyle yaratabilir, isterse bir sabah böcek olarak bile uyanabilir, isterse yarattığı kahramanını ömür boyu yalnızlığa mahkum edebilir kısacası istediği her şeyi çekinmeden yapabilir. Her şeyi yapabilen bir insan ama bu saçmalık değil de nedir. Çünkü bu kesinlikle Tanrının işi. Şimdi söyler misiniz bana saygıdeğer efendim, bunun delilikten farkı nedir? Basbayağı delilik bu, hem de gerçek olmayan hayali bir delilik, ne korkunç ne ürkütücü değil mi? Yazdıkları şeylere önem vermeleri bundan olmalı, herkes çocuğunu delicesine sever ve korur. Şimdi bu adi yazarın yazdığı bütün çocukların alevler içinde yandığını gözlerinizin önüne getirin. Evet bakın gözlerinizin derinliklerinde inanılmaz bir parıltı görüyorum. Size yemin ediyorum ki bunu ona yaşatacağım. Olmayan şerefim üzerine yemin ediyorum ki bunu ona yapacağım. Hem bizlere bir şey de yapamaz. Biz çoğuz, çoğunluğuz, kalabalığız. Aslında tek bir kişi gibiyi… Özür dilerim son söylediğim olmadı ama ne olursa olsun her şey pahasına o ukala yazarı doğduğuna pişman edeceğim. Hatta biraz daha ileri gidip ellerini bile kesebilirim. Evet-evet bunu da yapmalıyım. Bize lanetler yağdıran, bizi vicdansız diye yazan elleri tutup yerinden sökmeliyim. Bakalım o zaman neler yazabilecek merak ediyorum doğrusu.
Bana yalaka da diyecekler bunu da biliyorum hatta demeye başlamışlardır. Varsın desinler, sizleri yalamak hoşuma gidiyor bunu açık bir şekilde ifade edeyim. Ya ne yapsaydım onları mı yalasaydım, onlara mı yamanıp yanaşsaydım. Tanrı yazdıysa bozsun, bunu ancak rüyalarında görürler. Zaten sayıları da oldukça az, geçmişle beraber çürüyüp kalmış çirkin kişiler bunlar. İşte bu gibi kimselere asla tahammülüm yok. Bir çirkin gördüğüm zaman hemen yüzümü ekşitirim, midem bulanır tiksinirim onlardan. Tanrının bu insanları ne diye yarattığını da düşünmüşümdür hep. Herhalde bizlerin iyiliği için. Onlara bakıp sahip olduklarımızın değerini daha iyi anlamamız için. Başka bir açıklaması da olamaz bunun. Tanrı bile sevmiyordur onları, Tanrı çirkin bir kimseyi sevebilir mi? Asla hayır, Tanrı da sizin gibi güzellikleri seviyordur tıpkı benim sizi sevdiğim gibi. Tanrıyla aynı tarafta bulunmak ne onur verici bir şey. Sizin yanınızda olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Şu kusursuz ve kutsal olan ağzınıza bakar mısınız bir? Bu ağızdan çıkan her şeyi sonuna kadar benimseyip savunabilirim. Kelimeler o biçimli kırmızı dudaklarınızdan o kadar güzel dökülüyor ki bakmaya duymaya doyamıyorum. O tahammül edemediğim kimselerin ağızları da iyi laf yapıyor bu doğru lakin yüzüne dahi bakamadığım bir çirkinliğin ağzından çıkan bir söz çok hayati olmuş ne fark eder. Kulaklarım duymaz onları, keşke kahrolası gözlerim de görmese ama görüyorum işte.
Ah benim değerli efendim, bu 21.yy insanı sizi o kadar çok seviyor ki tahmin bile edemezsiniz. Hanımlarınızın sevgisi benim sevgimin yanında bayatlayıp ucuzlaşır. Son nefesinize kadar sizin sadık uşağınız olacağım. Tek bir sözünüzde kendi canımdan dahi vazgeçerim. Şu köprüden koş kendini at deseniz tek bir saniye düşünmeden koşup seve seve atlarım ancak bunu yalnızca sizin için yaparım.
-Anlamadım efendim atlamamı mı istiyorsunuz? Tabi atlarım niye atlayamayacakmışım ki? Sizin için ölürüm dedim hoşça kalın saygıdeğer efendim sizi seviyorum…
“Şu an bir köprünün başındayım. Baya da büyük bir köprü yüzme de bilmiyorum. Birazdan ölümün koyu maviliklerine atlayacağım. Görüyorsunuz işte tuhaf biriyim ama onurluyum, onur benim için her şeydir ve de hiçbir şey. Her türlü ahlaksızlığı yaptım ama hep ahlakı savunurken yaptım bunları şimdi de sözümde durup kendi canımdan vazgeçiyorum. Kalabalığın, kazananın, gücün, güzelliğin yanındaydım hayatım boyunca. Asla pişman değilim bunca yıl beni rahat yaşatan kişi ölmemi istiyorsa bir bildiği vardır mutlaka. Ölümümün bir anlamı vardır elbet. İşte bakın uzaktan beni seyrediyor, bu onu son görüşüm. Gözlerimin son gördüğü şey bir güzellik ne mutlu bana. Ama kendimi de bir tuhaf hissediyorum. Bir yazarın nefesini hissediyorum sanki suratımda, bir yazarın öfkesini taşıyorum damarlarımda, bir yazarın umutlarını saklıyorum ellerimde, bir yazarın gözyaşları kuruyup kalmış yanaklarımda… Tanrım bu o adi yazar olmasın sakın! Onun kaleminin can verdiği biri miyim yoksa? Hayır hayırr bu olamaz, kesinlikle olamaz olamamalı da zaten… Ve işte bırakıyorum kendimi. Bir yazarın karanlığına düşüyorum ve o adi yazarın mezarlığında uyanacağım yoksun kalmış karakterlerden biri olarak…
**Şiirin aslı ” Yüksel yüksel ki bu yer yerin değildir” Namık Kemal’ e aittir.
Her şeyi çok hızlı tüketiyor 21. yüzyıl insanı… Ama unutuyor, Ey İnsan, Kaf dağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma … Her şeyin bir hesabı var üzdüğün kadar üzülürsün….
Bunu unutmamak önemli ama ihtiraslarının peşinden onursuzca koşan 21. yüzyıl insanı ve bu gün geldiğimiz nokta; çok acı aslında, en kötüsü bunu yapanların farkında olmaması ve yaşadığımız dünyayı kirletmeye devam
etmeleri :(((