
“Uzunca bir süredir biriktirdiğim sıkıntılarımı yığınlar halinde ayaklarınıza sereceğim…” dedi gözleri dolan genç Elif. Havalar iyice düzelmiş ve artık şu çok sevdiği elbisesini giyinse de üşümeyeceği vakit gelmişti. İşte bu durum bile baharın ne kadar hoş olduğunu tekrardan kanıtlıyordu.
Gözlerini silen Elif, aynanın başından kalktı ve rahmetli annesinin Elif’e çok yakıştırdığı o elbiseyi giyindi. Elbiseyi giymesiyle birlikte annesinin kendisine “çok güzelsin kızım, nazarlardan ırak” dediğini duyar gibi oldu. Normalde bu seslere cevap vermeyen Elif, bu seferliğine annesinin övgüsünü cevapsız bırakmadı “teşekkür ederim anne”.
Babasından izin alan Elif derhal yeşil dünyasına koştu. Koşarken kendi etrafında döndü. Birkaç kez narince zıpladı ve parmak uçlarına aynı narinlikte inişler yaptı… Ilık rüzgarların yanaklarını okşamasına da izin verdi, normalde insanlardan metrelerce uzaktayken bu kadar rahat hissederdi fakat şuan onu seven, onunla oynayan sanki annesiydi. Bir yandan güneş sarmalayacak gibi oluyordu bedenini, bir yandan da kıskanç bulutlar saklıyordu Elif’i güneşten. Dans ederek saklambaç oynamaya benziyordu bu tarifsiz hoşluk.
Elif tam da kalbi pıtır pıtır hızlanmışken duraksadı. İki eliyle eteğini tuttu ve annesine selam verdi. Tam bir prenses selamıydı bu…
Sonra da kollarını kanatlanmak için iki yana doğru açtı. Gözleri gökyüzünü süzüyordu. Çünkü Elif’in hayallerinde annesi hep gökyüzünün derinliklerinde bir yerde onu bekliyordu…
Yine harika… Kaleminize sağlık.
İlginiz için çok teşekkür ederim.