Kelime oyunlarımı şu köşe tarafa bırakmaya çalışacağım… Ne de olsa yine yakama yapışacaklar ancak şu birkaç satırda benden uzak dursunlar yeter!
Açık ve net olarak belirtmek isterim ki, ölülerle anlaşmam mümkün değil! Bedenleri ayakta, yürüyen, konuşan şu ölülerden bahsediyorum. Gerçek anlamda dirilmesi gereken ve bedenine dönmekten kaçınan ruhlardan bahsediyorum şu anda… Evet, o gözü kör iblislerin dünyanın büyük bir çoğunluğunu oluşturduğunu da hesaba kattığım için, çatışmadan uzak bir dilde, sevecen yüzümle selamlamaya çalışıyorum onları!
Küstah, beceriksiz, vurdumduymaz, kibirli ve buna benzer hiçbir sıfatı; estetiği kuvvetli bir kıyafete dönüştürüp de onlara giydirme niyetinde de değilim! İyi ya da kötü yorumu yaparak onlara mı benzeseydim? Sanal hayatlara malzeme sunmamın da bir anlamı yok. Çünkü onlar zaten kendi erdemlerini oluşturmuş ve havada süzülürken kendi kanatlarını kemiriyorlar. Dürüst olmak gerekirse, o kanatlar bir kez kırıldıysa eğer, bir daha uçmalarını beklemek hayalden başka bir şey değil…
Erdemin o sakin sunusu olan kanatlar kırıldığında, yeryüzüne düşmez birey. Herkesin bir çukuru bulunur elbet, o çukura çakılır aniden! Yukarı bakarken de kimseyi göremez etrafında, bir bulut geçerken üzerinden, istemediği bir şekle bürünür ve ona “sus!” der.
İşte bu çukura düşen kişi, anlamaya başlar susması gerektiğini. Düşünmeye başlar o çukurdan nasıl kurtulacağını ve çıkınca sahip olacağı geleceğini. İlk önce enerji gerekir çukurdaki kişiye, tırmanması için. Ve dileği kabul olur da bal yağarsa gökyüzünden, ağzını açıp bekler çukurdaki kişi, yeterince enerjiyi toplayana dek. Bu arada “bal” dediğim “sorumluluk” diye geçer literatürde.
Sorumluluk öylesine tatlı ve enerji doludur ki, insana kudret bağışlar ve “yeniden kanatlanacağım” dedirtir. Eğer yeteri kadar yağdıktan sonra bu bal, kesilirse yağışı, çıkar dışarı ve yeni başlangıcını yapar kişi. Hayat öylesine enerji dolu ve tatlı olur ki, ölümden korkar insan!
Heyhat! Durmaz oldu bu bal yağmuru! Baksanıza şu insanlara! Hepsi kendi çukurunda ve bataklığa dönmüş, yapış yapış bala saplanmış durumda! İşte bu yüzden bunca ruhsuz iblis dolaşır sokaklarımızda!
Görebiliyor musunuz şu an bal damlayan tebessümümü? O kadar sevimliler ki şu “yaşayan”lar! Dans eder gibiydiler bir ara, sonra ortalıktan kayboldular…
Yapma be, kelime oyunlarım yine kaçmış köşesinden! Daha demin şu köşeye bırakmamış mıydım onları? Kelime oyunlarım karışmışsa bu leziz bala, doğanın kanunu diyerek kabullenmek gerek. Gülün “dikeni” varken, balın “kelime oyunu” mu olmasın?
Saygılarımla.