Biz o zamanlar daha büyümemiştik ve kirlenmemişti dünya…
Arkadaşım ve… “Oku” diyen kitabın aksine, “yaz” demişti, iyi gelir. O zaman da söylemiştim iyi gelmedi. Yola çıkarken var olmayan ülkenin adının “Neverland” olduğunu ikimiz de biliyorduk bilmesine de var olduğunu sonradan öğrendik. Aslında sonradan ne çok şey öğrendik. O zamanlar; zaman timsahın ağzındaki çalar saat gibiydi ve asla peşimizi bırakmak niyetinde de değildi. İlk tanıştırdığım insan “Kenan”dır ve aslına bakarsanız bir Tutunamayan’dı Kenan. Bat Kenan bat. Kenan tutunamamıştı tutunamamasına da yine de denemişti. O bize bir gün yalnız bizim duyabileceğimiz bir tonda ve bence gayette yüksek bir tonda -ondan hiç beklenmedik yüreklilik ve sesle- “yine yenil daha iyi yenil” demiş sanırım, gözünü kırpmış ve gülümsemişti veya bize mi öyle gelmişti? Ha bir de herkesin “Tutunan” olmak istediği bir ülkede Tutunamayanlığı seçen “Selim Işık“ var ki biz onu tanıdığımızda 28 yaşındaydı; yıl 2014 onu tanıyan bir arkadaşıma sordum Selim’i valla inanır mısın? Hala 28 yaşında gibi dedi. Nasıl bu kadar genç kalmış hayret? Botokstan ve Ertuğrul Akbay’ın EA vitamin haplarından haberi yok safımın.
Yolun karşısında kafede oturan ve bize gülerek dil çıkaran saçı başı dağınık yaşlı adam bizi duymuş sanırım, “zaman izafi“ dedi. Birbirimize baktık aynı anda, yaşayarak öğrendik saçı başı dağınık amca dedik ve hiç şaşırmadık alışmıştık doğal geliyordu. Sonraki arkadaşımız bizce dik ve tutunan “Günseli“ idi ki ben onu tutunduğu için pek sevmem de sever gibi… Yok sevmiştim. Hayata karşı benim yapmadığım, yapamadığım; yürekle bakmasını bize o anlatmıştı. O da Selim’i sormuştu bir gün ve sanki bir şeyler bilir gibi. Bak şimdi aklıma geldi bu Günseli ile Selim? Yok ya saçmalama Olric…
Küçük burjuvayız sayın okur kabul. Devam ediyorum bir dakika lütfen anlatıyorum beni şımartmayın sevgili okuyucu, heyecanlanır gibi yapmayın –biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz- neticede ben de sizden biriyim. Okurum. Hem ben cahil beni iyi de saklarım. Evet, ben de sordum ne gibi? Acı gibiydi sanırım gülümsemesi belki de bana öyle geldi bilemem. Canım Selim demiştim gayet iyi. Nerden bilebilirdik? Ah keşke hayalini hayata geçirmeye ramak kala insanları o kadar sevmemiş olsaydı. Arkadaşım ve… Bir gün, bana hayatı sevmeye ramak kaldı demişti de ben bir şey anlamamıştım. Biz yola çıkarken zaman timsahın ağzındaki çalar saat gibiydi ve peşimizi de bırakmaya niyeti yoktu. Sonra mı? Bak şımartıyorsunuz beni. Olsun, bu da olsun. Hem ne yalan söyleyeyim sizin meraklanır gibi yapmanız hoşuma da gitmiyor değil. Tamam devam ediyorum. Peter’e inat biz daha masal kahramanıydık. İnanmazsınız bir gün ama hangi gün diye sormayın, mendilin kanadığını da gördük görmesine de bunu kimselere –sizin dışınızda sevgili okuyucu- diyemedik. Bir tek sizinle ve “Gepetto” usta ile paylaştık. O zamanlar günlere isim veriyorduk bazen salı oluyordu adları bazen cuma. Şimdi her gün perşembe.
Bizim bir de “Tezer” ablamız vardı ki ne yazar ablamız ve arkadaşımızdı. Bir gün bize “binlerce yılın güneşini bekliyorum” demişti de, ben de “efendim” demiştim, “bu sene kış nasıl da soğuk geçiyor”. Bana sanki gülerek mi(?) bakmışlardı pek hatırlamıyorum, ben utanarak şimdi… Pardon yazıyorum bunu. Sonra “ee abla” demiştim. Düzenli bir iş isteği yoktu örneğin. İyi bir ev de istemiyordu. O an acaba bizde mi kalacak diye düşünmedim de değil.
Gelmeyin üstüme gülümsediğinizi hem de imalı bir şekilde gülümsediğinizi biliyorum. Size az biraz “Hegel” veririm siz onu düzeltinceye kadar, ben Neverland… Neyse. Bizim medeni durumunuz? Dediğimiz lafa çok kızıyordu. “Sakın! ne işi” falan, sakın diyorum bakın. Neden mi? Ben sordum aldım cevabımı. İşte onun da gerçeği bu. Yürümeye devam ediyorduk arkadaşımla ve… Bugünü masal kahramanlarına ayırarak. Karşı kaldırımda bize daha çok arkadaşıma ve… Bakan adama ben de dik dik baktım arkadaşım ve… Tanımadın mı? Dedi “Tayyip” o uslu Tayyip. Hiç te uslu değilmiş dedim. Yanlış anlama dedi gülerek, yanımıza gelen uslu?
Adam, Ah, mümkün mü bir güzel kadın
Geçsin de yanımdan
Ben seyretmeyeyim
İçimi çekerek…
İyice sinirlendim ama belli etmedim sayın okuyucu. Zaten ismini de sevmemiştim ya neyse biz devam edelim. Bana baktı arkadaşım, “insan başkasının düşünde kendini görebilir mi?” diye sordu. “Ah! Düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin” dedim. İkimizin de aynı düşte olması ne güzel. Evet diye cevap verdi arkadaşım ve… “Ne olur uyanmayalım bir şeyler yap.” Peki dedim “uyandığımız zaman, bizi birbirimize bakar bulursak bu düş olmaz mı?” Evet dedi, gerçek düş o olur. “Gerçek ne?” diye araya girdi “Morphus”. Aman abi dedim, biz tercihimizi kırmızı haptan yana yaptık. Düşün içinde düş görmeyelim. -Yalnız aklıma takılan hapı suyla mı? Sanırım fitil şeklindeydi- Gel dedim bir soluklanalım bir düş için bile fazla bu.
Oturduğumuz pastanede bir arkadaşa rastladık, ortak dostumuzdu. Orhan abi dedim pek dalgınsın bir Veli tavrı var sende. “Evkaftaki memuriyetten ayrıldım” dedi, can dostum güzel insan. Yanına iliştik usulca ne denir ki bu zamanda iş aslanın kıça doğru ilerlerken. Olsun be abi dedim, “sana iş mi yok?” Sorun değil dedi, “buldum bile gökyüzünü boyayacağım.” Arkadaşım ve… Sevinçle ellerini çırptı bazen de deniz yırtılıyor onu da dikermisiniz?
Karşı masada oturan dal gibi incecik yanında mavzeri elinde bir bardak çay tutan genç tanıdık geldi. Daha da tanıdık gelen elinde tuttuğu bardağın bile üşümesiydi. Şimdi bak havalar soğuk diyorum bana gülüyorsunuz desem eminim yine gülerler boşver dedim sesimi çıkartmadım. Tanıdım memedi. İnce memedi. Hala düşünceli hala mahzun. “N’oldu be memed” dedim. Ağabey dedi, “ben öldürdükçe çoğalıyor bu pez…” Pardon ağalar. “Hah!” dedim, soru bildiğim yerden! Tam ağzımı açtım cevap vereceğim; Tarihsel materyalizm… Arkadan davudi sesiyle ”Yaşar” abi lafı ağzıma tıktı ”Sen bitiyor musun memed”. Bitmezsiniz dedi kararlılıkla arkada oturan şayak kalpaklı masmavi gözleri çakmak çakmak ve sarışın bir kurda benzeyen. Önünde bir duble rakısı ve sadece bir tutam beyaz leblebiyle içiyordu ki arkadaşım ve… Araya girdi ah keşke bu kadar içmeseniz. Cevap hepimizi ikna etti; “sen kafamın içindekileri biliyor musun?” çocuk. Evet dedim, rakı içmeme o kadar takılamaz artık. Beynimin pasını neyle parlatacağımı biliyordum artık. Merak etmeyin dedi memed‘den de -uzun ve bence yakışıklı- biz varken olmaz ”rejiminin ve devrimlerinin teminatıyız”. Arkadaşım ve… Araya girdi. İnan Deniz dedi Aslan gibisiniz. Arkadaşım ve… Ne olur uyanmayalım bu düş hiç bitmesin. Kendimden bile beklemediğim kararlılık ve ses tonuyla kollarını tuttum, bak dedim. “Sen olmak da ayıp değil ben olmak da, hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil önemli olan sen olmak, ben olmak.” Biliyorum dedi, kitaplarımızı saklamadık ki onlardan kendimizi mi yalanlayacaktık sevgiye inancı mı yalanlayacaktık. Kollarını bıraktığımda ellerimin izi hala duruyordu. Nasıl sıktıysam. Üzülme dedi bir iz daha senden kalsın. Severim. Memed nerde diye sordum. O güzel insan o güzel ata bindi gitti dedi. Dikkat ettin mi? diye sordu mintanı dalan yeşil sabun gibi kokuyordu. Fark ettim. Hay Allah diye gülümsedim kaç kişi hediye dalan yeşil sabun ister ve bundan mutlu olur. Kuş havalandı dedi arkadaşım ve… Durup dururken. Nasıl bir kuş? Dedim…
Küçük bir kuş dedi, kanatlandı
Kanatları rengârenk
Adını bilemedim
Sesini işitemedim rengini seçemedim
Hissettim…
Anladım dedim gel uğrayalım. “Nemeçek” iyice kötüleşmiş hiç cevap vermedi gözleri yerde sanki bir şeyleri bilirmiş de hissetmiş gibi. Konuşmadan uzun uzun yürüdük. Artık zaman yelkovan ile akrebin uyumsuzluğunda “günler farkeder mi”deydi, sanırım düşten uyandım. Sonra ne mi oldu? Sonra…
Sonra, malûm olmadı canım insanlara…
Yazan: Kenan Bat
Keyifle okudum, yüreğinize sağlık… İçimi ısıttınız… Siz lütfen yazmaya devam edin…
Sevgili Barış ,
Sevgili Akın
Bu dediklerinizi yapabildiysem ne mutlu. Bir yerlerde birileri ile aynı duygu ve düşünceleri paylaştığımı bilmek…Peter olarak kalıp bu dünyaya inat düşlerinizin peşinden gitmeniz dileği ile.Belki sizler başarırsınız,
edebiyatla kalın ,sevgiler.
Çocukken Nemeçek’in ölümüne kederleniyorsun, büyüdüğünde de artık asla bir Nemeçek olamayacağını, o çocukluğu sonsuza kadar kaybettiğini anlayıp kederleniyorsun.