Gün alabildiğine kızıldı oturduğum sandalyeden
Ben ölesiye mahzundum kendi baktığım pencereden.
İçimdeki bunaltılardan kurtulmayı deniyordum
Denedikçe şükür güzelliği iniyordu parmaklarıma
Ben umutla kanat çırpan her leyleği kendime benzetiyordum.
Zaman üzerimde ince ince çizgiler oluşturuyordu
O kadar inceydi sadece ben görebiliyordum ve kimi zaman da hissediyordum
Çizgilerin bir kısmı hüzünle en büyük kısmı inançla doluydu
Dün geçmişti, bugün ise bitiyordu
Ve bıkmadan her gün başka bir yarını bekliyordum.
Oturdum bir masaya, masa benden küçüktü
Eğdim boynumu, çıktı sırtımda yazı kamburu
Ellerim üşürken girdiğim bu yerde, yazarak ısınıyordum
Bu kez zaman ellerimden kaymıyordu.
Başımı döndüğümde geçen tramvaylara el sallıyordum.