Oğlan suratıma bakmıyor kaç gündür. Varsın bakmasın. Ben diyeceğimi dedim. Gerisini o tartsın, ölçsün biçsin. Bakalım nereye varacak sonu. Kanepenin üzeri dizi dizi karton kutu. Kutulardan taşan giysiler, gecelikler, sandalye sırtlarına serilmiş elbiseler, bana hep o uğursuz günü hatırlatıyor. Kaldırayım şunları. Boş odaya koymalı, aklına gelmez oraya bakmak, mecbur kalır benimle konuşmaya. Faturaları nerede bunların, kesin saklamıştır. Kaybetmese bari, vakitlice götürüp iade ederiz. Kendisi de fark etti oysa. Fark etti ama geri adım atamıyor. Anneler söyleyince batar böyle şeyler. Alışveriş yaparken o da gördü, o da anladı aslında. Tanıyorum onu. Oğlumu kendisinden bile daha iyi tanıyorum. Ben onun 27 yıldır annesiyim. Elbet o da anlayacak bir gün. Beklerim ben. Yeter ki mutsuz olmasın.
Babasını aramış, akşam yemeğe gelmiyormuş. Bizim adam da bir âlem, sormamış neredesin, ne zaman geleceksin diye. Hep beni arardı geç geleceği zaman. Olsun yine arar. Yemeği sessizce yedik. “Hanım” dedi bizimki. Duraksama. Anladım ciddi bir şey söyleyecek. Oralı olmadım hiç. Ne diyecekse diyecek zaten. Gözlerini de kaçırıyor benden. “Acaba” dedi. Devam etsene be adam! Devamı yok. Benim de onu konuşmaya zorlayacak mecalim yok.
Sessizlik büyüyor. Bulaşıklara girişiyorum, sessizlik biraz kırılıyor. Aslında ne bir şey konuşasım var, ne de duyasım. Çay yapayım mı diye sesleniyorum içeriye doğru. Şimdi de o ilgilenmiyor. Çay yapmıyorum. Kutuları, çantaları, tüm o eşyaları toplayıp boş odaya koymam iyi oldu. Kanepeye yayılıp televizyonu açıyorum. Dizilerden birine takılsam dalar giderim zaten. Ne kadar zaman geçmiş hatırlamıyorum, üşüyerek uyandım. Televizyon çalışıyor, dizi bitmiş, ışık yanıyor. Duvar saati gece yarısına geldiğimizi gösteriyor. Üzerime bir battaniye örtmemiş diye kocama gönül koyuyorum. Oğlum olsa örterdi üstümü. Nasıl da düşkündür bana. İçim cız etti. Midemde bir tekinsiz his. Yatak odasına geçiyorum, bizimki yatakta değil. Yatak örtüsü jilet gibi duruyor. Pencere tarafındaki sandalyede bugünkü kıyafetleri. Üstünü değiştirmiş. Pijamaları yastığın altında. Tuvalete bakıyorum ışığı yanmıyor. Adam yok. Oğlan gelmemiş. Telefonla aramak geliyor aklıma hemen, ikisini de bulmuşum gibi belli belirsiz bir sevinç dalgası. Bizimki cevap vermiyor. Oğlanı arasam mı? Babası yok ortada sonuçta. Bu aramak için iyi bir neden. Hem sonra o nerede kalmış bu saate kadar? Ama cevap yok. Odaları dolaşıyorum, yapacak daha iyi bir şey gelmiyor aklıma. Boş odaya koyduğum kutularla bakışıyorum uzun süre. O uğursuz his midemde dolaşıyor. Tenimde tüy gezdiriyorlarmış gibi bir ince titreme. Hiç karışmadım ki seçimlerine, hepsini kendi seçti. Tekrar gözden geçiriyorum o günü. O günü çözersem bu geceyi de çözebilecekmişim gibi. Son aldığımız elbise paketleniyordu, oğlan ödeme yapıyordu o sıra. “Çul çaput” deyivermiştim. Öylesine çıkıvermişti işte ağzımdan. Sesli düşünür gibi. O sözler içimden geçiyorlarken bir an dışarı kafalarını uzatıvermişler gibi. Islık çalar gibi. Öylesine sıradan, öylesine kendiliğinden. Kızın yüzü nasıl da düşüvermişti. “Nasıl yani, beğenmediniz mi?” Sonrası.. Sonrası tam bir saçmalık. “Çul çaputla mutluluk olmaz kızım, başka şeyler lazım mutlu bir evlilik için”. Böyle buna benzer şeyler söylemiştim. Tasarlanmış laflar değildi, ağzımdan kaçan o iki kelimeyi birkaç cümle içinde kullanmak gibiydi söylediklerim.
Kapının çalınmasıyla yüreğimin hoplaması bir oluyor. Nihayet geldiler. Her şey geçecek. Bu uğursuzluk bitecek. Anahtarları var niye açıp girmiyorlar, bir şey mi oldu. Kapıyı açmakla açmamak arasında donup kalıyorum. Açmak istemiyorum çünkü ya gelen onlardan biri değilse, kapı deliğinden bile bakamıyorum, ne göreceğimden korkuyorum. Daha çok çalıyor kapı, dışarıda söylenen benim adam. Çok şükür. Kapıyı açar açmaz, nereye gittin bu saatte dememe bile fırsat vermeden “al şunları içeriye” diyor. O zaman fark ediyorum ellerindeki kutuları, yerdeki çantaları. “Oğlan yolladı” diye de ilave ediyor. Anlayamıyorum. Bunlar daha önce alıp kız tarafına gönderdiğimiz şeyler değil mi? Niye yollamışlar şimdi? Oğlum nerede?
Hanım, diyor bizimki, hiçbir şey istemiyormuş kız. Nişanı da atmış zaten. Oğlanı merak etme ama bir süre eve gelmeyecekmiş. Yüzünde bana yabancı gelen bir ifade. Oğlumu istiyorum diyorum, gözlerimde yaşlar yere çökerken. Adam ben yatıyorum diyor. Evin her tarafı kutu.