en sevdiğim yazarın bir önerisiyle başlıyorum güne
kahvemi demleyip dağ manzaralı minik balkonuma çıkarıyorum çok minik masamı
üzerinde etnik bir örtü
kuşlu fincanım
dudağımda belli belirsiz bir ıslık
gözlerimi kapattığımda aklıma ilk gelenleri yazmalıyım
fakat yazamıyorum
aklıma gelen karmakarışık anılar
bulanık bir suyun içindeymişçesine bakıyorlar bana
kendimi seçiyorum karşıdan
oysa böyle olmamalıydı
benim gözümden yansımalıydı bütün bu olanlar
bir rüyanın içinde miydim
gerçekliğe yaklaştıkça uzaklaşıyordu bedenim sanki
sanki tüm toz bulutları birleşip beni bir karanlığın içine yutuverecekti
burnumun ucuna düşen bir yağmur damlasıyla gözümü açtım
kahvem soğumuş
örtüm bozulmuş
ve her geçen dakika daha bir ıslanmış
damlaların fincanıma üşüşmelerini izliyorum
sesleri huzursuz
yağmurun sesi sokaktaki sesleri hapsetmiş
bir anda akşam olmuş
bir anda yanmış uzaktaki şehrin ışıkları
aynı anda gülümsemiş bazı çocuklar
aynı anda ağlamış
aynı şeye belki
aynı güne uyanmak için yastığa sığınmış başlar
ve bir el omzuma usulca dokunmuş
başımı çevirip baktığımda kendimi görüyorum
peki diyorum
o hâlde
yazılacak bu şiir
