Çok yalvardı ama babası Nuh dedi peygamber demedi. En son, “İki yıl sonra güvey olacaksın, sen neyin peşindesin?” diye tersledi oğlunu. Mahmut, güvey sözcüğü kendisine çok uzak olduğundan “Bana ne ya!” demeye kalkışınca yüzüne inen okkalı bir tokatla sindi. Daha beşikten karar verilmişti Seyran’la evlenmesine. Seyran doğduğunda Mahmut iki yaşındaydı.
Aslında kendini bildi bileli yalvarırdı babasına “Bir bisiklet al bana ne olur baba?” diye. On iki yaşına gelse de umutla sürdürdü yalvarmalarını. Mavi olmalıydı hem de. İlçede görmüştü ilk kez. O günden beri hayallerini süsledi durdu. Babasının “İki teker üstünde ne işin var, hem bizde o para ne gezer?” sözleriyle boy attı durdu Mahmut.
Alelacele kıyılan hoca nikâhının ardından bir yıl olmamıştı ki kızları Hatice doğdu. Yirmi kişiyi aşan bir ailede yaşamak zordu. Tarlada çalışıp durdular. Evin masrafları ortaya konan paradan karşılanırdı. Oğullardan biri eşine yeni bir elbise istese babasına söylemek zorundaydı. Baba “Olur,” derse alınırdı.
Mahmut bu ısmarlama evlilikten hiçbir şey anlamadan yaşayıp durdu. Kızı büyüdükçe bu kez ona bisiklet alarak içindeki ukdeye baş kaldırmak istedi ama ailece kız kısmının bisiklete binemeyeceğine karar verildi. İlk başta Mahmut’un annesi gözlerini ağarttı “Torunumun kızlığına falan bir zarar gelir Alimallah!” diye. Bu kez de hevesi kursağında kalmıştı. Mavi bisikletin üstüne kara bir örtü çekti usunda. Yıllar, özlem bastırmada oldukça ustaydı. Önce annesi öldü Mahmut’un sonra babası. Baş başa kalan kardeşler tarladan kazanılan paranın ev masrafları çıktıktan sonra aralarında bölünmesine karar verdiler. Mahmut’un eli nihayet biraz para gördü. Taksitle bir bisiklet alırım artık diye düşünse de yüreğinde o coşkunun kalmadığını fark etti. Balon gibi sönmüştü heyecanı. İlçeye gittiğinde bindiği, bir türlü onun olamayan kiralık bisikletler mi törpülemişti bu arzusunu bilemedi. Ama kızına mutlaka bir bisiklet almaya kararlıydı. Onun gibi olmayacaktı kızı.
Bisikletlere bakmaya karar verdiler. Yüreği, sevinçten yerinde duramayan kızı kadar pır pır ediyordu. Kızı da mavi renkli bir bisiklet istediğinden görür görmez “Bu olsun,” dedi. Hatice, bisiklete binmeyi öğrenmek için sabırsızlandığından ilçenin bir parkında başladılar alıştırmaya. Hatice’ye bir iki deneme yetti. Parkın bir kapısından çıkıp öbür kapısından girmeye başladı. Babası peşi sıra sevinerek koşturup duruyordu.
Her şey bir anda oldu. Yine parkın bir kapısından çıkıp kaldırıma yönelecekti ki sokağın ortasına dek duramadı. Bir fren sesi sonrası bisiklet bir yanda, Hatice’nin beyaz külotlu çoraplarıyla boylu boyuna uzanmış bedeni bir yandaydı. Mavinin üstünde gördüğü kırmızı damlalarla Mahmut’un dünyası karardı. Kızını kucakladığı gibi en yakın hastaneye koşturdu. Bacaklarında önemli kırıklar vardı. Filmler, alçılar derken birkaç ay evden dışarı adım atamadı Hatice. Kemik suları, sütler, ayranlar içti durdu bol bol. Son kontrolünde müjdeli haberi aldılar. Tedavi başarılı olmuştu. Sıra, bu süreçte hareketsiz kalan bacaklarının eski işlevlerini kazanması için fizik tedavi yapılmasına gelmişti.
Mahmut, kızını her gün köyden ilçeye nasıl getirip götüreceğini düşündü durdu bir süre. Köye her sabah ilçeden bir minibüs gelir, ilçeye gidecekleri taşırdı ama dönüş saati öğleden sonraya sarkardı. Onun dışında ulaşım olanağı yoktu. Kara kara düşünürken usundaki kara örtünün altına sakladığı mavi bisiklet, başını çıkararak Mahmut’un küskün yüreğine doğru pedallarını çevirdi.
Yılların özlemini böyle gidereceği hiç aklına gelmezdi. Aldığı mavi bisikletin arkasına kızını güvenle oturtacağı bir bölüm yaptırdı. Mayıs çiçekleriyle dolu yollar, Hatice’nin başını babasının sırtına dayayıp söylediği şarkılarla bir ay boyunca kat kat şenlendi.
İçim buruldu…Kutlarım kalemini, yüreğini Sevgicim…Necla Umut 25.01.2023
Çok teşekkürler Neclacığım. ♡
Bayıldım.
Çok teşekkürler Emel hocam. ♡
Teşekkürler Sevgi Hanım… Herkesin yüreğindeki mavi bisiklete kavuşması dileğiyle…
Ben teşekkür ederim Sakine Hanım öykümü okuyup yorumladığınız için. Sevgiler