Sizi bilmem, ben sağlık derim, huzur derim de başka bir şey demem. İyi ki bilim var, teknoloji var şu yeryüzünde. Bilimin tıbba, insan sağlığına katkısı olmasa hepimiz genç yaşta türlü sebeplerden ölürdük. Tarih bize geçmişte insan ömrünün ortalamasının şimdiye oranla ne kadar düşük olduğunu söyler. Nice bulaşıcı hastalık salgınlarında milyonlarca insan öldü asırlar boyunca. Vebası, kolerası, tifosu, çocuk felci derken bu günlere gelene kadar ne büyük mücadeleler verildi. O habis virüsler, bakteriler yok edildi de insanlık rahat bir nefes aldı. AIDS, kanser gibi baş belası illetler bile mağlup edildi sonunda. Şen olsun o bilim ki bununla da kalmadı. Neler neler icat oldu şu insan için. Mesela osurtma makinesinden haberiniz var mı? Yabanya ordusunda bulunan mühendisler, yani kafalı Yaban askerleri icat etmiş. Yavaş yavaş bütün dünyaya yayılacağı konuşuluyormuş şurada burada. Askerler de tüm Yabanlar gibi günde on altı saate yakın bir mesai yaptıklarından gerek tatbikat gerekse eğitim eforları nedeniyle fiziksel güçleri neredeyse kalmıyormuş. Hal böyle olunca yatar yatmaz gündüz sahada attıkları bombaları gece birbirlerine atıyorlarmış. Yabanya çok insanın az toprak üzerinde yaşadığı bir ülke olduğundan kafalı yaban askerleri de oturup askerlerin birbirlerini rahatsız etmemeleri için ne yapabiliriz diye düşünmüşler. Sonuç her zamanki gibi çok başarılı. Her asker yatmadan önce bu makinenin üzerine oturuyormuş. (Makine askerlere ne yapıyor orasını bilemiyoruz. Ürün yeterince yaygınlaşmadığı dolayısıyla pazardan aslan payını almadığı için bu konuda hiç bilgi sızdırılmıyormuş.) Böylece sabaha kadar osuruktan arındırılmış askerler koğuşta 128 kişiye kadar beraber uyuyabiliyormuş.
Bizim ülkemizin de hiç geri kalır yanı yok. Söylemesi ayıptır geçenlerde yemek yedirme makinesi siparişi verdim. Akşama getirdiler kurdular. Hemen benim mutfak robotunu çağırdım. Kredi azaldı sinyali veriyor. Bankadan havale yaptım robota. “Bana bak, akşama kelle paça çorbası istiyorum, yemek yedirme makinesini deneyeceğim, marş marş!” dedim. İstediğim gibi emirler yağdırıyor canım isterse hakaret edebiliyorum, şapşal şapşal gülümsüyor. Öte beri siparişleri dahil bütün yemek işini hallediyor. Yalnız yemek yedirmeyi beceremiyor henüz. Örneğin çorba içirirken ya döküyor ya da fazla yavaş davrandığından ağzım açık beklemek zorunda kalıyorum. Onun için ona artık bu görevi vermiyorum. Kendim yiyorum çoğu kez. En nihayetinde insanız, yemek yerken yoruluyoruz. Umuyorum ki yemek yedirme makinesi beni bu dertten kurtaracak.
Ürünün tanıtımında merak ettiklerimi sordum birer birer. Bütün sorunları gidermişler. Makine ince motor hareketleri sayesinde ultra hassas şekilde hareket ediyormuş. Böylelikle sulu yemekleri ağzınız açık beklemeksizin ve en önemlisi dökülmeksizin yedirebiliyormuş. Ürünün pazarlamasını yapan manken, ürünlerinin özellikle benim gibi geleneksel yeme adabını tercih eden kişiler için tasarlandığını söyledi. Ekmek yemeden doymayanlardan olduğumdan onu da sordum doğal olarak. Ekmeği ne kadar böleceğini nasıl bilecek dedim. Tamamen size kalmış efendim; üzerindeki bir tuşla sizin ağzınıza attığınız ekmek sokumunu numune olarak tanıtacaksınız; makine bunu hafızasına alacak. Bundan sonra aynı hacimde ve ağırlıkta ekmek sokumları sizin belirlediğiniz sıklıkta, öğrenilmiş ve hesap edilmiş yeme alışkanlığınız doğrultusunda ağzınıza gelecek. Peki dedim ya çok aç olduğum zamanlar ne olacak? Ben her gün aynı şekilde yemek yemeyebilirim. Bazı günler çok aç oluyorum, o öğünlerde hızla yerim. Makine beni bir an önce doyurmazsa canım sıkılır. Olur mu efendim, ürünümüzün üç ayrı ayarı var; yavaş, normal ve hızlı olmak üzere. Dilerseniz siz de kendi özel ayarınızı oluşturabiliyorsunuz. Hafızasında 1024’e kadar yeme seçim programı kaydedebilirsiniz dedi. Bütün ihtiyaçları karşılıyordu makine. Artık rahat rahat koltuğa oturup uzaydaki yolculuğuma çıkabilirdim.
Mutfak robotum yemekleri hazırlayıp getirdi. Yemek yedirme makinesinin düğmesine bastım. Gayet başarılı. Gözlüğümü takıp seyahatime başladım. Bir ara Merkür’e fazla yaklaşmışım, susar gibi oldum. Baktım hala çorba geliyor. Makineyi durdurup suyumu içtim. Susadığımı anlamadı. Eh ilk günden o kadarını da beklememek lazım. Nasıl olsa öğrenir zamanla. Her gün yeni binlerce gelişme kaydediliyor. Bu küçük sorunu kısa sürede çözecektir eminim.
Gelişme demişken size iletişimin ne kadar geliştiğine tanıklık ettiğim olayı anlatmak istiyorum. Bir arkadaşımın yeni aldığı arabasını hafta sonu denedik. Biraz deli dolu kullanmayı, 1 saniyede 100’e çıkıp aniden durmayı sever. Zaman zaman onunla gezmek çalkalanmak hoşuma gidiyor. Hafta içi bütün gün hareketsiz kalıyoruz; en azından hafta sonu biraz hareket etmek gerekli insana. Şöyle sahilde biraz dolaştıktan sonra büyük otobana çıktık. Arabalar vızır vızır. 150-200 derken nerdeyse uçmaya başladık. Bu ona yetmiyordu herhalde ki bana söylemeden aracın çarpışma önleme asistanını, ABS’yi, yabancı cisim radarını kısaca güvenlik sistemlerini devreden çıkararak heyecanını katlamış kendince. (Bunu sonradan öğrendim.) Ben de eğleniyorum ama onunki bambaşka. Bir müddet bağrışa bağrışa kahkahalarla otobanda fink attık. Ta ki yarış yaptığımız önümüzdeki lüks araba ani fren yapana kadar. Fren ama ne fren! Hızlarımız takriben 180 civarında olmalıydı. Sadece birkaç saniyede öndeki araç durdu. Biz… Biz de durmuşuz. Arkadaşım anlamsızca bana bakıyor nasıl durdu bu diyordu. O muhteşem buluş olmasaydı şu anda muhtemelen ben ölmüş olacaktım, bunları yazamayacaktım.
Olaydan sonra arabanın satıcısına gittik ve içtenlikle teşekkür ettik. Aracın kamera kayıtlarını izledik beraber. Öndeki araç itliğine ani fren yapıyordu. Arkadaşım ise, ben frene bile basamadım diyordu. Meğer yeni model Hansingen marka otomobillerde gizli bir güvenlik sistemi bulunuyormuş. Bir nevi yedek sistem. Eğer aracın kendi güvenlik sistemi devreden çıkarsa iletişim çipi Hansingen sisteminden 10 milisaniyede bir trafik durum bilgisini alıp aracın hızını buna göre ya düşürüyor veya onu tamamen durduruyormuş. Bizi kurtaran da bu sistem olmuş. Arkadaşıma bana haber vermeden güvenlik sistemini devreden çıkardığı için teessüf ettim. Gidip arabanın sırtını sıvazladım, öptüm onu. Heyhat! İnsan arkadaşına bile güvenemiyor artık. (Meraklısı için: Arkadaşımla ilişkimi kesmedim. Ona güvenemesem de arabasına güvenim tam. Ara sıra yine geziyoruz.) İyi ki kutsal insan canını düşünen uzmanlar var dünyada. Yukarıda sağlık ve huzur dedik ama can güvenliği de buna eklenmeli. Ben bunu o son olayda çok iyi anladım.
Araba kullanmayı sevmiyorum. En azından arabalarda otomatik pilot sistemine tam olarak geçiş yapılmadıkça bir araba almayı düşünmüyorum. Canım gezmek istedi mi bahsettiğim gözlüğü takıp neredeyse tüm evreni gezebiliyorum. Bir de içinde teleskopu bulunan pencereden bakma makinem var. Pencereden bakmanın da makinesi olur mu demeyin. Çok fonksiyonlu ve gayet kullanışlı. Güneş enerjisiyle çalışıyor, elektrik yakmıyor. Kendi etrafında dönebilen koltuğuna oturuyorsunuz. Yerden 3 metreye kadar yükselebiliyor. Sağa sola 0,5 metre, çapraza 30 cm kadar hareket kabiliyeti var. Böylelikle pencereden istediğiniz açıdan bakabiliyorsunuz. Evin deniz gören tarafındaki pencereden baktığımda eskiye göre nerdeyse 2 metreye kadar yukardan bakabiliyorum. Sanki bir üst katta oturuyormuş gibi harika bir hisse kapılıyorum. Teleskopuyla geceleri yıldızları izlemek çok zevkli doğrusu. Gündüz ise martıların birbirleriyle dalaşmalarına bayılıyorum. Bu makineyi aldığım satıcıya teleskopa neden ses özelliğini eklemediklerini sordum. Yasal olmadığını söylediler. İzlemek yasal, dinlemek değil ha! Bunun saçmalığın daniskası olduğunu söyledim. Bu sorunun kısa sürede çözülmesini beklediklerini söylediler. Benim teleskopu ücretsiz değiştireceklermiş.
Koltuğun bir özelliği de hareket edebiliyor olması. Üstelik tekerleksiz. Birlikte satın aldığım manyetik yolluk sayesinde evin içinde istediğim yere gidip gelebiliyorum. Böylece hiç ayağa kalkmama gerek kalkmıyor. Hem yorulmamış oluyorum hem de zaman kazanıyorum. Yerimden kalkmadan misafir karşılayabiliyorum örneğin. Çok misafirim gelmiyor ama senede bir 5-6 kişi az sayılmaz. Kapıya kadar gidiyorum sonra da yükseltiyorum onu. Misafirler oturduktan sonra nezaketim gereği onların boy hizalarına göre ayarlıyorum. Böylece kimse kimsenin üstünden bakmadan sohbet edebiliyoruz. Bazı yaz akşamları balkondaki koltuğuma oturmak için kalkıyorum bu süper koltuktan. Leydi ile oturup şarap içiyoruz. Ah! size Lady’den bahsetmedim. O şirret karıdan boşandıktan sonra evime Lady’yi getirdim. Benden hiçbir şey istemiyor; hatta bazen şaka yapıp beni eğlendirmeyi biliyor. Onun eşsiz insancıllığını belki size başka bir zaman anlatırım.
Bütün bu olağanüstü icatlara rağmen nadiren de olsa bir mutsuzluk gelip yüreğime çörekleniyor. Sebebini bilmiyorum. Dört gözle bekliyorum mutlandırma makinesini. İnsanlığın en önemli buluşu henüz yapılmadı. Öyle bir makine olmalı ki, insanda ne tasa ne dert bırakmalı. Şöyle narkotiğe bulaşmadan, bağımlılık yapmadan üzerindeki ağırlığı hepten çekip almalı. Gözlerimi kapatıyorum ve görüyorum; sonsuza kadar mutluluk içinde yaşayacağım bir hayatı.