Ondan saçlarını ve hikâyesini hiç bilmediğim en önemli saatini aldım. Saçlarını son kez okşadığımda “Daha aşağıya inemezsin, orada bitiyor” deyip ağlamaya başladı. “Hem sen kısa saç sevmezsin” dediğinde, vicdanımda eğer tarifini herhangi bir kelimeye sığdırırsam kendimi pazarlamış gibi hissedeceğim bir acı uyandı. Kaosun tarifini sorsalardı o an; içimde bulunan, yeryüzündeki bütün devletleri devirebilecek gençleri tarif ederdim. Altı yaşından beri, vicdanın böyle yanabileceği gerçeğini göz ardı ediyordum. O andan saçlarını son kez taradığım ana kadar kendimi bunun hesabını vermek zorunda hissediyordum. Hissediyordum çünkü sabah her şey bittikten sonra yatakta onu izlerken şeytanın dostluğu sayesinde, bilincim kendisinde cevaplarını öğrenmek istemediğim doğru soruları sorma kuvvetini buldu. Kendisini öldürmeye çalışan karmaşanın, ete kemiğe ve cümleye bürünmüş isyanın silüeti, doğrudan doğruya beni tehdit ediyordu.
Doğru soruları sorabildim mi bilmem ama doğru cevapları aldığımı biliyorum. Ağzından değil; cevap verirken kontrolünü kaybettiği vücudundan aldım cevaplarını.
Aslında neler yaptığı veya neler olduğu sorun değildi ama dert belası merakıma her acı sonun başında olduğu gibi yenik düşmüştüm. Bu sefer olmasına imkânsız baktığım bir şey oldu.
Acı, kendisini intihar eden bir genç kız gibi okyanusa bıraktı. Doğru cevapları aldığımı biliyordum. Fakat doğruların huylarından biri de bazen gerçekleri vermiyor oluşuydu.
Yani bir kekle aynı odada bulunmanız ve onu yememiş olmanız onu arzulamadığınızı göstermez. Gerçekleri sadece ve sadece her şeyi gören gözler ve her şeyi hisseden şeyler bilirler.
Gerçekler, onların akıllarındaki salt anılardır. 15 yaşımdan beri, bu düşüncenin asıl kaynağı olan ‘neden?’ sorusunu sormayı vakit kaybı olarak gördüm. Ona da sormadım.
Bu vakitleri düşünürken acıyı ve anıları unuttum. İçinde bulunduğum saniyelerin beni boğazladığını, bir kız çocuğunun kanı gibi utanç dolu aktığını şuan fark ediyorum. Zamanı bana olur olmaz hatırlatan saati, günün her saati ötebiliyordu. Saat, göstermesi gerekenden çok farklı saatleri gösteriyordu. Ama saatin her ötüşünde, bana acıyıp bütün kötü temennilerini “bosver, seni affediyorum” dediği o sahne aklıma geliyordu. O, benden ötürü olan acılı, sevgisiz, donuk bakışlarını unutamıyorum. Yaptığım şeylerin sebebi, çocuksu acımdı.
“Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben, oyuncağı panik olan yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir?”
Saçlarının bittiği yerde benim öyküm başlayacak. Özür dilerim.
Yazan: Murathan Doker
Sayı: 36