Zerreydi… Çarpa çarpa değil, bölüne bölüne çoğaldı. Ruhunun o günlerde tenhalığa alışkın enkazı aitken sahip oldu gökyüzüne. Çıtı çıkmazdı oysa öncesinde. Ürker ve elinden kayar gider diye umuduna sarılarak okşardı başını. Bir bebeği bedeninde besleyip büyüterek hayata hazırlar gibi göğüs kafesinin içindeki nefesi, emekle muhafaza ederdi. Bilirdi, kar tanesi yolundaki olası çakıl taşlarını. Hatta daha büyüklerine de hazırdı. Korkardı da gelecekten fakat boyun eğmezdi öyle hemen. Her birinin ayrı derecelerde bir yerinin olduğuna vâkıftı kâinatta. İspat etmek için değil, o pırıl pırıl hazinesini sunmak içindi çabası bu denli. Sabreder, beklerdi. İncinirdi kimi zaman, incinmemişliklerden. Aldırmadan devam edemezdi körpe yoluna. Fakat durakladığı yerler, yalnız durak sayısını arttırırdı, içinde böylesine bir yolculuk aşkı varken.
Yorulurdu bazen kar tanesi, uzayan kış akşamlarında geceyi göremeden. Kıvrılır kalırdı pervazın köşesinde, yazı silmeden. Sonra çoğalırdı içinin aydınlığı ve uyanırdı mavi rüyası kâbusa dönmeden. Günler, günlere karışırdı bu ahenkte. Neşe gelirdi, sırasını savan hüzünlerin peşinden. Sırrına düğme olur iliklenirdi iki yakası tutkuyla kaldığı yerden. Hikâyesi yarım kalanlara benzemesin diye açardı kanatlarını gökyüzünden. Alçaldığı yerden yükselirdi hayata şefkatiyle. Sorumluluğunu aldığı arzuları boş zaman uğraşları yapmazdı. Köprü olurdu yer ve gökyüzüne. Ne alıştığı yerden kopup tam bağımsız gelebilirdi ne de can attığı avuçlardan vazgeçebildi. Baştan yazılmış hikâyesini, vazgeçmeden işte böyle temize çekebildi. İnandı, sığındı, yanıldı da doğruldu. Kucağını açtı kulağından önce yarına. Karıştığı sulara benzemedi. Olduğuyla ıslattı düştüğü yeri. Maddenin iki hâli arasındaki gelgitlerde özünden taviz vermeden tebdil-i kıyafet dolandı durdu. Tek vücut oldu doğanın ıssız kalabalıklarıyla. Gücünü ısıran umutsuzluğun diş izini sabrıyla sildi gövdesinden. Şimdi daha olgun kar tanesi, daha sağlam bir vakit yara aldığı yerlerinden. Gücenmeden selamlayıp ardını, yarından yana deniyor şansını. Azaldıkları onu tüketmeye yetmiyor. Yaradılışının nazik vuruşuyla nişan alıyor gurur dolu taze hedeflere…
Yazan: Meray Gürsoy