“Şimdi ne yapacağız Necdet” dedim. “Bu evi, yuvamızı nasıl terk edeceğiz?”
Üniversiteden bu yana sahip olmak için çabaladığımız, fedakârlıklar yaptığımız evden taşınmak, büyüdüğümüz zamanlarımızı, büyüttüğümüz anılarımızı bırakıp gitmek nasıl olacak şimdi?
Kırışmış yüzüne, çoğu beyazlamış olan o siyah saçlarına ve artık görmemesine rağmen inatla görüyorum dediği kahverengi gözlerine rağmen sanki 72 yaşında değilmiş gibi kocaman bir kahkaha attı.
“Taşınıyoruz, gidiyoruz. Ben 1336 kere seni seviyorum, yetmez mi?” dedi.
Necdet’le üniversitede tanıştığımız günden beri bu böyleydi. Ben mutluyken de mutsuzken de hastayken de o laf hiç değişmedi. Açık olan yaralarımı saran, benimle mutlu ve mutsuz olan yol arkadaşımın yıllar geçse de değişmeyen sözüydü bu.
“1336 kere seni seviyorum!”
Tanıştığımız ilk zamanlar, önünden “bu bizim evimiz olacak” diyerek geçtiğimiz, hedeflediğimiz evi aldık. Bu evde çocuklarımızı büyüttük. Şimdi bu evde son günümüz. Tüm eşyalar toplanmış, salonda sadece tekli koltuğumuz kalmış. Camın yansımasından Necdet’e baktım. “Hatırlıyor musun? Bir yılbaşı Nerminlerle çok kalabalık olduğumuz için salonda bu camın önünde uyumuştuk, herkes her yerde uyuyordu” dedim.
“O yılbaşı senin grip olduğun, ertesi gün hastane hastane gezdiğimiz yılbaşı değil miydi? Unutur muyum hiç” dedi.
Elimde anahtar odaları dolaşıyordum. Mutfağa gittim. Yere döktüğüm mercimek çorbasına ağlamamı, soğanları diri kalan taze fasulye yemeğini, fırında unutup yaktığım keki, arkadaşlarım geldiğinde gülmekten ağladığımız kahve sohbetlerimizi düşündüm.
“Necdet!” diye seslendim. Geldi. “Bak bu fayansları ilk aldığımız zaman beğenmemiştim ama şimdi nasıl güzel gözüküyor değil mi?” dedim.
“İlk defa beni dinledin ve pişman olmadın” dedi. Belimi kavrayarak sarıldı.
En büyük hedefimiz bu evi almakken verdiğimiz çabayı düşünüp, bu evde geçen son günümüzü yaşadığımızı düşündükçe gözyaşlarım sessizce süzülüyordu. Necdet, konuşurken sustu. “Bana bak” dedi:
“1336 kere seni seviyorum.”
Banyonun taşması, aspiratörün alev alması, her Pazar alışverişinden sonra buzdolabının önünde şarkılar söylememiz, yokluktan aç kalacağımızı bilerek yediğimiz akşam yemekleri, maaşlarımızı aldığımız günlerde kurduğumuz harika sofralar, şarkılar açıp dans ettiğimiz günler, eve ilk aldığımız mobilyayı yanlışlıkla ütüyle yakmam, yan komşunun kavga seslerini duyup Necdet’le birbirimize “biz hiç böyle olmayalım” sözlerimiz, ilk vefat haberini aldığımızda kendi yıkıntımızı birlikte toparlamamız…
Bunları nasıl unutabilirdik, nasıl geride bırakabilirdik.
Necdet benim canımdı, hayatımdı…
“Bak aklıma ne geldi Kızıl Çiçek” dedi. “Ne geldi?” dedim. “Hamile olduğunu öğrendiğimiz ilk gün çalışma odasını çocuk odasına dönüştürmeye başlamamız, ilk günden gidip aldığımız o mavi bebek ayakkabıları geldi” dedi. Gülümsedim. “Biz de ne kadar hevesliymişiz! Nasıl bir tez canlılıkmış, gençlik işte” dedim. Sonra bir yorgunluk çöktü. “Salondaki tekli koltuğa otur, ben muslukları kapatıp geleceğim” dedi.
“Tamam” dedim.
“Kızıl çiçek!” dedi, baktım.
“Biliyor musun? 1336 kere seni seviyorum” dedi.
“Seni seviyorum” dedim. Tekli koltuğa gittim.
İçim geçmiş…
***
“Anne hadi uyan. Anne hadi kalk gidiyoruz!” diye bir ses. Gözlerimi açtım, karşımda oğlum.
“Hiç gitmek istemiyorum hiç” dedim. “Ama her şeyi götürdük, haydi bakalım sultanım, kalk!” dedi.
“Dur babana seslen bakalım, o gelsin öyle” dedim.
“Hadi sen kalk” dedi.
“Olmaz oğlum” dedim.
“Anneciğim sen kalk hadi” dedi. Necdet geldi.
“Necdet gidiyor muyuz şimdi?” dedim. Sustu.
“Anne, babam yok, hadi biz inelim!” dedi. Oradaydı, görüyordum.
“Necdet bir şey söylesene, gidelim diyor” dedim.
Susuyordu. “Anne 2 yıl oldu babam gideli, hadi artık” dedi.
Necdet oradaydı ve oğlum “gitti” diyordu. Hayır, gitmedi! “Konuşsana Necdet” dedikçe o sadece gülüyordu.
“Anne o elindeki ne?” dedi, elime baktım. Elimde Necdet’le İzmir’de olan o ilk fotoğrafımız… Kapıya baktım “Bak elimde ne var, hatırladın mı?” dedim. Yine sadece güldü… Her şeyi bu kadar çok hatırlıyorken, Necdet’le konuşuyorken, Necdet’in 2 yıldır olmaması ne demekti? Varlığı herkesin beni anlamayışıyla tüm yokluklara rağmen yer kaplayan adam nasıl yok olur? Necdet nasıl gider?
“Anneciğim hadi kalk lütfen” dedi.
“Necdet, kız artık şuna, seni görmemezlikten geliyor galiba” dedim ama o konuşmuyordu.
“Necdet bir şey demeyecek misin?”
Elimden fotoğraf düştü. Arkasında bir yazı yazıyordu:
“1336 kere seni seviyorum Kızıl Çiçek”
Yazan: Tutku Kaynarcı
Yıl 2024 yazar olan Tutku Kaynarcının öğrencisiyim bize derste demiştiki size başka bir şiir okuyayım bu çok duygusal demişti.
Haklıymış,hocalarınızı dinleyin.Saygılar