Söz konusu vicdanlarsa, bir çok şey anlamını yitiriyor olmalı. Büyük ve etkili. Dünyadaki en büyük güç olmaya aday. Bir sonraki yüzyılda kimyasal silah olarak bile kullanılabilir. Eğer ben insanları ellerimi kana bulamadan öldürmek isteseydim, vicdanlarını zehirlerdim. Böylece onlar kendi kendilerini, ölüme terk edebilirlerdi. “Keşke”ler ve “acaba”lar da yaptığım kimyasal silahın mermileri olurlardı. Hiçbir darbe, onlar kadar sert vuramaz insanlara. Binlerce yıl önceden, günümüze kadar süregelmiş bir neslin, defalarca tecrübe edindiği bir acı bu.
Pişmanlık.
Yani, daha önce yaptığın bir şeyi yapmamış olmayı dilemek. En olmadı, daha önce yapmadığın bir şeyi yapmış olmayı dilemek. Kafanı çevirip baktığında, baktığın noktadan arkada gördüklerine, içine kezzap döküyorlarmışcasına acıyla, kendi gözünde kendini ufaltarak bakmak. Hatta pire kadar ufalmayı, kimsenin göremeyeceği boyutlarda olmayı dilemek. İşte pişmanlık bu.
Vicdanı etkileyen en büyük unsur. İnsanı sekteye uğratan en büyük engel. Belki de olumlu sonuçlar verecek binlerce düşünceye ket vuran, diktatör bir lider. Eli maşalı. 1960’lardaki bir köy evinin soba ateşinde ısıtılmış bir maşa. Geçmişte kalanlardan. Litrelerce alkol tüketmeye sebep olur vicdan. Unutturabildiğinden değil, unutulamaz yükleri hafiflettirdiğinden tercih edilir alkol. Beyin hücrelerini öldürdüğü söylenir. Belki de düşünmek istemediğimiz şeylerin, yüklü olduğu hücreleri yok ettiği için hayata katlanmak biraz daha kolaylaşır. Keşke öldüreceği hücreleri de biz seçebiliyor olsaydık, o zaman daha güzel bir silah olurdu. Güdümlü alkol. Güzel fikir.
Her insan kadar pişman oldum. Tamam yalan söyledim. Her insanın hayatında yaşadığı ve yaşayabileceği pişmanlık sayısını, muhtemelen 100’e falan katlamışımdır. Bu açıdan tam bir dangalak olabilirim. Yılın en büyük 10 dangalağı seçilse, ilk 3’e yarışırım. Bir süre sonra, pişmanlığı yasakladım kendime. O kadar çok pişman oluyordum ki, tuvaletimin geldiğini, acıktığımı, susadığımı falan fark edemiyordum. Vicdanım, varlığını midemden daha çok hissettiriyordu.
Pişmanlığı yasaklamamdan bahsediyorduk. Tahmin edersiniz ki, bu durum çok uzun sürmedi. Yeni pişmanlıklar eklendikçe hayatıma, pişman olma olgusu eski yerini tekrar aldı. Yıllar önce kaybettiği tahtını, yıllar sonra geri alan yaşlı ve huysuz bir imparator gibi. Çoğunlukla kaybettiklerimi, azınlıkla geri kazandım. Bu yüzden pişmanlıklarım, memnuniyetlerimden daha fazla oldu hep.
İnsanlarla tanıştığıma memnun olmam. Onlar gelip, “Tanıştığıma memnun oldum” dediklerinde ben içimden “Görürsün memnuniyeti” derim hep; ama dışıma çıkan cümleler genellikle, “Ben de… Ben de memnun oldum” olur. Çok saçma. Memnun olmamam gerek; çünkü ileride kesin ister istemez üzerim ben tanıştığım kişileri.
Bütün bunların farkında olup, vicdanı silah olarak görmemek olur mu? Alın bunu. İnsanları öldürüyor bu.
İnsanlar sizi,
sadece aynı yerden
canları yandıklarında anlar…
İnsan olmak; ne din işidir, ne eğitim, ne para, ne de başka bir şey… İnsan olmak; sadece vicdan işidir.
Yüreğinize sağlık…
Vicdan, insanın içindeki tanrıdır. İnsanı insan yapan en büyük özelliktir. Herkes vicdanın sesini dinlese dünyada kötülük diye bir şey olmazdı…
Bil ki; Yaşadıklarınla değil, yaşattıklarınla anılırsın. Ve unutma; Ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.