Aynalar neden varlar anlamıyorum bazen. Yalan söylemiyorlarsa neden varlar? Sır tutmayı bilmiyorlarsa neden varlar? İşte her şey apaçık gözler önünde… Yerinden çekip çıkardığım kalbimin şu boşluğu, gözyaşlarımın aktıkları yerde oluşturdukları çukurluklar… Peki, bütün sırlar bu kadar göz önündeyken ayna neden…
Tuval
Oturdu ressam Bir elinde palet Oval bir çehre kullandı Dudakları ciddi Bıyıkları seyrek ve sarı Burnu kemer Yaşadıklarını sıkıyordu Gözleri görmesi gerekenleri görmüş Çizgiler anılarını anlatıyordu Saçları uzun ve seyrek Geçmişi gibi arkadan bağlamış. Baktı ressam Gülmeyen bir adam Yorgun…
İstanbul’un Penceresi
Bir penceresin İstanbul İnsanlar geçerken Martılar nöbet tutuyor vapurlarında Güneşin renginde Bir telaş Ve gölgeler Dolduruyor pencerenin önünü Bir açsa camlarını Kaçacak insanlar rüyalarından Bir gün daha bitiyor endişesi Doldurmuş şehrin manzarasını Ve güneş batarken Hep hüzün turuncunda Bir penceresin…
Avcumun Dışındakiler
Elini masaya vurup boğazının acımasına sebep olacak düzeyde bağırdı; “Özgürlük istiyorum!” Birden sessizlik oldu. Birbirlerine bakarak saniyelerce durdular öylece. Arka fonda saygı duruşlarındaki siren sesi çalmaya başladı birden. Gözlerinin önüne kırmızı bir film şeridi çekiliyordu sese odaklandıkça. Bakmaya devam ettiler…
Hatırla Bunları
kaçtığım, yara dedikleri zamandan akan bir nehrin öfkesi ile akan ılık bir suyu hissetmekten öte hissetmeyi duyguların ellerinden alan kadını hatırlıyorum gece yarıları her sevmek istediğim soğuk kış aylarında. ne zaman kalabalığa karışsam karışsam dediğim uzaktan baksam onu görüyorum yalnızlık…
Papatya
Ulaşılmazdır aşk Ay’a Güneş’e Tanrı’ya tapmak Hep uzaktakinedir yani Uzanamadığına göz koymak. Uzaklık değil sadece mesafe Bir duvarın arkası, bir nehrin karşısı Ölçülmez, olunmazın şartları. Her şeye rağmen diretmektir aşk. Erkenden yola çıkmaktır aslında Ellerinde papatya Fala bakması için değil…
Yazmak Eşit Değildir Acı
Evin ışıklarını açma gereği bile duymadan içeri girdi. Kendi tasarladığı evini ezbere bildiğinden evinin çalışma masasına oturdu. Boş boş masaya baktı; kelimeler geçiyordu Matrix filmindeki gibi. Aradan bir kaçına dokunuyor, bir kaçının gitmesine izin veriyordu. Aslında onu anlatan kelimeler buluyor…
İn/sandınız
Hepiniz kendinizce in/sandınız Doğruya uzak, hep uzağa yakındınız Sorsak iyi in/sandınız Geçmişi geleceğe geleceği geçmişe yakındınız.