Yıllardır çalıştığı şirket merkezinin kapısından girdi. Parmak izini okuttu. Yeni görevini kutlamak istercesine açılan turnikeyi geçerken heyecandan dizleri titriyordu. Hele yüreği… Yüzündeki beyaz maske o kadar çok şeyi saklıyordu ki; heyecan… mutluluk… gurur… Kafasından geçenlerin yarattığı sisin ortasında yürüyordu, tek başına. Yıllarca mücadele ederek ulaştığı yerin kaçınılmaz yalnızlığı korkutucu gelmedi. Çekim gücüne direnemediği sisin ortaya yerinde yürümekten hoşnuttu. Karşısına çıkan biri kadın üç eski mesai arkadaşını fark etmedi. Derinden gelen başarı dilekleri birazda olsa sisi dağıttı. Nasıl davranacağını bilemedi. Çıkar beklentisiyle davrandıklarını düşündü. Oysa dudaklarındaki gülümsemeyi gizleyen maske bile gözlerindeki samimiyeti örtemiyordu. O bunu göremedi. Geride bıraktıklarına şimdiden yabancılaşmıştı. Yeni makamına uygun ruhsuzluğun tonunda teşekkür etti. Uzatmadı, iyi günler dileyip asansöre yöneldi.
Ayakları her zaman kullandığı asansörün önüne götürdü. Tam çağrı butonuna basacaktı ki aklı başına geldi. Artık bu asansörü kullanmayacaktı. Gülümseyerek üst düzey yöneticilere ve şirket ortaklarına özel asansöre yöneldi. İçi içine sığmıyordu. Mağaza mağaza dolaşarak seçtiği takım elbisenin içini özenle doldurmaya çalışıyordu.
Herkesin kullanamadığı asansörün önüne geldiğinde kadın görevli karşıladı. Kurallara göre giyinmişti. Maskenin arkasına gizlense de kurallara göre gülümsüyordu. Kurallara göre konuşuyordu. “Hoş geldiniz Kadir Bey” derken asansörün çağrı butonuna bastı. Gelenleri bekletmeyen asansörün kapısı hemen açıldı. Her sabah uzun uzun asansörün yolunu gözleyen Kadir Bey makam koltuğuna oturmadan yeni görevinin getirdiği ayrıcalığı yaşıyordu.
Asansörün kapısı kapanırken butona bastı. Zirvenin numarası yeşil yeşil bakıyor, 14. Zorlu geçen yılların ödülüyle buluşmanın heyecanı ulaşılan her katla birlikte biraz daha artıyor. Üçüncü katı geride bıraktı. Asansörde yine yalnız. Üstünü başını kontrol etmek istedi. Döndü. Ayna yalan söylemiyorsa her şey yerli yerinde; saçı, ceketi, gömleği, kravatı. Yüzünü saklayan maskeye takıldı. Mücadeleyle geçen onca yılın ödülünü almanın keyfi maskenin arkasında tutsaktı. Salgınzedeydi. Canı sıkıldı. Başarısını eş dostla kutlayamaması yetmiyor gibi bir de bu tutsaklık.
Telaşla kapıya döndü. Yıllardır indiği kattaydı. Kapı açılmadı. Bu asansörün altıncı katta ve diğerlerinde hiçbir zaman durmadığını, sadece hedefe programlandığını yaşayarak pekiştiriyordu. Açılmayan her kapı on dördüncü katı ölümüne savunun birer muhafız gibi kıpırdamadan yerinde duruyor. Sırası gelen, bağlılığını durmaksızın dile getiriyor. Şirket canım sana feda, şirket canım sana feda…
Dokuzuncu kata geldiğinde dayanamadı, aynaya döndü. Maskeyi çıkardı. Heyecanını bastırdığında maskenin neleri sakladığını gördü. Salgın tam da sırasını bulmuştu. İçinden okkalı bir küfür salladı. İnsan ömründe kaç kez böyle bir başarıyı yakalayabilirdi ki! Şirket de arada bir esnek davransa diye aklından geçirmeye yeltendi, gerisini getiremedi. Koca binanın her tarafına sinmiş adını anamadığı gücün gazabından korkmuştu. Kariyerinin ağırlığına yakışmayacak hızda sırtını aynaya döndü.
Asansör sarsıldı, sarsıldı. İki kat arasında durdu. Milim yerinden oynamıyordu. Kadir ne yapacağını bilemiyordu. Şaşkındı. Korkuyordu. Hemen imdat butonuna bastı. Ahizeyi telaşla aldı, özenle yazılmış numarayı tuşladı. Görevli kadın konuşmasına fırsat vermedi, “Kadir Bey telaşlanmayın. Bakım onarım ekibimiz en kısa sürede sorunu çözecek.” Boyun eğdi. Ahizeyi yerine koydu. En kısa sürenin geçmesini beklemeye başladı.
Uzadıkça uzayan dakikalar geçmek bilmiyordu. Avcunun içinde sıktığı maskeyi fark etti. Çok geçmeden oturacağı yeni makamının ciddiyetini ilk günden aşındırmaktan korktu. Gizli bir ses emir vermiş gibi maskeyi alelacele taktı. Aynanın karşısına geçti. Maskenin sağ tarafını biraz yukarı çekti, solu da birkaç milim aşağıya. En küçük düzensizliğe tahammülü yoktu. “Madem takmak zorundayız, bari düzgün takalım” derdi.
Dakikalar geçiyor asansör milim oynamıyor, ne yukarı ne aşağı. Her gelen telefonda heyecanlanıyor ama beklediği sözler bir türlü söylenmiyordu; “Ekibimiz çalışmaya devam ediyor. Sizi en kısa zamanda kurtaracaklar.”
Yeni makamıyla ilk buluşmanın keyfini yaşamayı beklerken asansörde sıkışıp kalmak olacak iş değildi. Dizlerinde derman kalmadığını hissetti. Oysa yorgun değildi. Bilmediği korkusuyla tanışıyordu. Oturdu. Sırtını aynaya verdi, ayaklarını uzattı. Kravatı gevşetti. Kâğıt mendille alnında biriken teri sildi.
Dakikalar gelip geçiyor. Beklediği haber bir türlü gelmiyor. Canı sıkkın. Yeni koltuğuna oturamadan başına gelenlere inanmak istemiyor. İçi geçiyor.
Derinden gelen zil sesiyle irkildi. Telaşla telefonu ceketinin iç cebinden çıkardı. Çocukluk arkadaşı, can dostu. İş yoğunluğunu bildiğinden uzun zamandır Kadir’i aramıyordu. Telefonu açtı. Yeni görevini duymuş, başarı dileklerini iletiyordu. Görüşme uzun sürmedi. Tam telefonu cebine koyuyordu ki kabin sarsıldı. Yerinden fırladı. Telaşla üstünü başını düzeltti.
Yanılmıştı. Asansör hareket etmiyor, ne aşağı ne yukarı. Zil sesiyle umutlandı, kabin telefonuna uzandı. Tanıdık ses arızanın giderilemediğini, telaşa kapılacak bir durumun olmadığını bir kez daha söylüyor. Ve ekliyor, “Teknik ekip on beş dakikaya kalmadan sorunun giderileceği bilgisini verdi.”
On beş dakika nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Telaşla ayağa kalktı. Kılık kıyafet işin ciddiyetine uymalı. Aynaya döndü. Üstünü başını kontrol etti. Saçı bozulmuştu. Hemen ceketinin iç cebinden tarağı çıkardı. Saçlarını geriye doğru taradı. Asansörün tavanından süzülen ışık anlına düştüğünde donup kaldı. Şaşırdı. Korktu. Maske ile saçı arasına sıkışanlar ortaya çıkmıştı; yorgunluk, hakkıyla yaşanmadan gelip geçen yıllar, gözlerinin üzerine oturmuş tanımlayamadıkları. Şimdiye kadar fark etmemişti. “Yoksa şu kısa sürede mi bu hâle geldim?” diye sormaktan kendini alamıyordu. Birkaç dakika öncesine kadar yükselişin getirdiği duyguları saklayan maskenin ortaya çıkardıklarından ürktü.
Aynanın karşısında kaç dakikadır hareketsiz kaldığının farkında değildi. Maskenin sakladıkları mı yoksa ortaya çıkardıkları mı gerçekti? Sorunun karşılığını duymaktan korkuyordu. Kurtuluşu asansörün çalışmasında aradı. Ahizeyi kaldırdı. Defalarca konuştuğu görevli kadının söyledikleriyle canı sıkıldı. Arızanın ne zaman giderileceği belli değildi.
Yorulmuştu. Yine de aynanın karşısında dikilmekten kendini alamıyordu. Kıpırdamadan aynaya bakıyordu. Maskenin sakladıklarına sığınmak istedi. Asansörün içine sıkışmış zamanı parçalarcasına maskeyi çıkardı, uzun uzun baktı.
Beklediğini bulamadı. “Maskenin sakladıkları gerçek değil miydi?” diye sormaktan kendini alamadı. Yoksa maskenin ortaya çıkardıkları tüm canlılığıyla karşısında durabilir miydi? Yorgunluk, gelip geçen yıllar, gözlerini kuşatmış tanımlayamadıkları…
Geçmek bilmeyen zamanı zil sesi parçaladı. Eli tanımlayamadığı duygularla ahizeye uzandı. Diğer taraftaki kadının ne dediğini anlamadan teşekkür ederek ahizeyi yerine koydu. Tekrar yüzünü aynaya dönmüştü ki asansör sarsıldı. Derinlerden gelen emirle telaşlandı, maskeyi taktı. Yarım kalan yükseliş kaldığı yerden devam ediyordu.
14. katta kapı boşuna açıldı, inmedi. Kendisi için hazırlanan sürpriz kutlamayı geride bıraktı. En üst kata çıktı, terasa yöneldi. Kötü durumdaydı. Kontrol edemediği ayakları terasın kenarına geldiğinde durdu. Aşağıya baktı. Yakalamaya çalıştıkları hayattan kaçtıklarını fark etmeden koşturan insanlar küçücüktü. İçini bir korku sardı. Gözlerini kaçırdı. Nedenini bilmeden döndü, ta uzaklardaki denizin maviliğine sığındı. Dinginliği kulaçladı. Önünde yükselen dağları gören yüreği kanatlandı, gözlerini zirveye dikti.
İçini kaplayan duyguya yabancıydı, yine de ürkmedi. Sanki uzun zamandır birlikteydiler. Gözlerini kapadı. Güneşi yüzünde hissetti.
Arkadan gelen sesle irkildi, “Kadir Bey herkes sizi kutlamaya bekliyor.” Tüm bedenini ele geçiren huzursuzlukla döndü, “Neyin kutlaması?..” Adamın dediklerini anlamadan devam etti, “Siz gidin birkaç dakikaya gelirim.” Güvenlik görevlisi sessizce uzaklaştı.
Maskenin açığa çıkardıkları gözlerinin önünde duruyordu. İçi kaçıp gitme arzusuyla doldu. Uzaklara baktı; masmavi denize, dağlara.
Ağır ağır döndü. Korkuluk yolunu kestiğinde durdu, aşağıya baktı. Küçük insanlar sel olmuş akıyordu. Ayaklarının altında yatan Kadir’in yüzündeki maskenin ortaya çıkardıklarının farkında değillerdi. Kendisiyle göz göze geldi.
14. katta alkış tufanı koptuğunda beyaz maske terastan havalandı, maviliğin üstünde süzüldü, dağların zirvesine doğru kanatlandı, yalnız ve kırgın.
Bu yüzden hepimiz görünerek saklanmak zorundayız aslında..Çok güzel bir noktaya değinilmiş emeğinize sağlık.