SOVYETLERİN PRAVDASINDAN OLİGARKLARIN PRAVDASINA: LEVIATHAN
Putinlerin dünyasında yaşıyoruz bu günlerde, onlar artık her yerde. Kapitalizmin bu yeni görüngüsüne ne ad verirsek verelim, merkezsizleşen sistemin timsahları küçük, büyük yayılıyorlar dört bir yana. Her zamankinden daha mı acımasızlar acaba ?
2014 Rusya imalatı Leviathan. Yönetmeni Andrey Zvyagintsev’i, fotoğraf gibi sahneleri olan 2003 yapımı “Dönüş” (Vozvrashchenie) filminden hatırlamak mümkün. Leviathan ise Oscar ve Bafta ödüllerinin adayı, Golden Globe ve Asya Pasifik’in galibi. Yönetmenine Cannes’da en iyi yönetmen ödülü kazandırmış özel bir yapım.
Rusya’da Sovyetler birliğinin dağılmasının ardından paradigma baştan aşağı değişiyor. Toplumsal dönüşüm, ekonomik yapının kapitalistleşmesiyle farklı bir görüngü kazanıyor. Daha derin yoksulluk, daha kalın duvarlar yaratıyor. Bu Yeni Çağ’da ortaya çıkan ortodoks oligarklar ve ötekilerin hikayelerinin anlatıldığı kara kitaptan bir kaç sayfa okuyor yönetmen. Sayfalar bu toplumsal sınıflar üzerinden; diyalektik hikaye sunuyor bizlere.
Kolya, Lilya ve Kolya’nın önceki eşinden olan oğlu Roma, küçük bir balıkçı kasabasında yaşamaktadır. Oligark yerel yöneticilerin güçlerini kötüye kullanmaktadır. Oligark diyorum çünkü Oligark tanımı aslında bir erki değil, gücünün, servetinin kaynağı belli olmayanı tanımlamak için kullanılmaktadır. Hikayemizin geçtiği kasaba da fena halde içinde bulunduğu devlete benzemektedir. Belki de “Devlet”in ta kendisine. Güçlülerin çıkarlarıyla çatışmaya çalışan bu küçük aile kendilerinden büyük gölgelerin altında kalacaklardır; ki yaşadıkları şehirde doğru düzgün ağaç bile yetişmemektedir.
Lilya kaçışı, Kolya ise köklerinin peşini hiç bırakmamıştır, Roma ise korkak bir çocuktur sadece. Henüz sistemle ve gerçekleriyle yüzleşmeye hazır değildir. Seyirciyi tüm acımasızlığıyla yüzleştirmekte yönetmen. Küçük kahramanlıklar yapmanıza izin verip, küçük bir derede boğmakta. Mahkeme sahnelerinde kararları yüzünüze okuyor Yönetmen Zvyagntsev adeta. Hukuk önünde sürekli kaybediyorsunuz. Çünkü siz sadece bir hiçsiniz.
Muhteşem fotoğraflar iğne gibi dokunmuş filmde, Philip Glass’ın müzikleri ise filmin atmosferini yönetmenin yakalamak istediği aralığa taşıyor. Koskoca bir ülke’de, küçücük bir kasabada, çaresiz ve yeniksiniz artık. Lilya ile beraber denize vurmak canınızı acıtacak.
Zvyagntsev’in içinde yaşadığı Rusya’dan memnuniyetsiz olduğunu görmemek mümkün değil. Rusya Artık Sosyalist gerçeklerin değil, Oligarkların (Putin’in dediğini hatırlatırım; “Ne yaptımsa Rusya için yaptımcıların”) ülkesidir. Hıristiyan ortodoks zenginlerin, altınla parıldayan kiliselerin gerçeğidir. Sovyetler’de devrim yapan Pravda (gerçek), kabuk değiştirmiştir. Derinden kanamaktadır.
Yerel politikacılar, yerel derebeyler ve güçsüzler arasında başka bir derdi var yönetmenin. Ilımlaştığına, yumuşadığına inanılan kapitalist güç dağılımının sadece bir yalan olduğunu anlatmakta. Yerelden evrensele, Putin’den başlayarak tüm derebeylerimize gönderme yapmakta. Gri’nin en güzel 50 tonu bu filmde bence. Aldığı tüm ödülleri hak eden, farklı boyutlarıyla farklı başlıklar altında okunabilinecek bir başyapıt.