Bir şiire nasıl başlanır bilmiyorum.
Sanırım yaşayamamak beceriksizliğim de bu yüzden.
Zaten değil midir ki yaşamak
Serbest ölçülü bir şiirdir.
Şu içimdeki azgın yaşama hevesi
Ne kadar da Titanik’e benziyor.
Takvimden koparılan her yaprak
Birer buzdağı olup yıkılıyor üzerime.
Şu içimdeki sakin yaşama arzusu
Diyor ki, sen, Nil Nehri’nin kıyısında kıpırtısız bir kayık olmalısın.
Dingin rüzgârlar okşamalı gövdeni, coşkun okyanuslar sana göre değil.
Berrak ve pürüzsüz bir gökte nasıl uçarsa uçurtmalar
İşte öyle süzülüyorum kendi içimde.
İpimi tutan, yani şu içimdeki isyankâr köle
Emrediyor ki işte dünya bu kadardır.
Ezilmiş portakalların sızısını duyuyorum,
Çıplak ayaklarla çamura basmanın teslimkâr huzuru
Parmaklarımdaki kağıt kesiğinin verdiği acı. Ve bir ses
Yani, şu içimdeki kovulmuş derviş
Fısıldıyor çok büyük bir gizi kulaklarıma
Dünya bir sakanın ötüşündedir.
Bir şiir nasıl bitirilir bilmiyorum.
Sanırım ölememek beceriksizliğim de bu yüzden.
Zaten değil midir ki ölmek
Kalemine kırgın bir şairin son sözleridir.
Özgürlüğü kölelikte buldum demişti bir derviş.
Konuşsaydı daha
Bunları da söylerdi sanırım.
Durmak yok yola devam 😀