Henüz gençliğinin baharında 8 mm’lik kamerayla Dogma Sinema’ya soyunan Ferrara elbette Auteur denildiğinde aklıma gelebilecek en uçuk Bronx’lu isimlerden. Benimsediği tür olarak suç ve suça meyilliliği aynı mahalleden çıkan dünyaca ünlü ana akım yönetmenlerinden daha ayrımlı ve çarpıcı işlemesi onu öne çıkarmak için kanımca yeterli olabilir. Filmlerinin çoğu anlaşılamamıştır zaten.
Bir “Ms. 45” bir “King of New York” dururken ben 2011 yapımı, “4:44 Last Day on Earth” filmine değinmek istiyorum. Hamarsiya gütmeyen aktsız yalın hikaye kurgusuyla hafif sallantılı kamera kullanımı özellikle yakın planlarda sınırların olmadığı hissiyle tüy denli hafif rejimantasyonu özünde toplu iğne başı kadar hikayeciği ziyadesiyle belirgin kılıyor. Sabaha karşı 4:44’te dünya genelinde insanoğlu için çok büyük bir felaket yaşanacağı, tabi bunun nasıl olacağı filmin sonunda neticelenecek olmasına karşın ilgiyi tek bir an koparmaksızın yukarıda değindiğim hafif ve bir o kadar müstehcen kamera kullanımıyla bir nevi hipnoz ediyor. Zaten yönetmenin tüm filmlerinde amaç aslında sinemanın özünde olan ile aynı… Bundan sponsorların da payına düşeni aldığını belirtmekte fayda var. Çünkü 4:44’te yer yer, hem yakın planlar hem de genel planlar, truck (kaydırma) çekimler olsun dekadrajlarla sağlanan promosyonel vurgulu fenomenolojik ürün yerleşimi nitekim yedirilir cinsten. Ferrara bu ve benzeri unsurlarla “Camera Stylo” yaklaşımının 21. Yüzyıl yansıması ki zaten kariyerine 20. Yüzyılın ikinci yarısının ortalarında başlamış ve bunu başarıyla alışıla gelmişliğin ötesine taşımayı başarmıştır. Mesela kızın Airbook, adamın ise Macbook kullanması yaşlarına bir gönderme.
Ferrara sinemasında, türler ötesi suç ve suça meyilliliği, bağımsız kamera kullanımını, karakter odaklı objektif psikanaliz yaklaşımı (hiçbir şey tek taraflı veya en azından nedensiz değil) her filminde görmekteyiz…