Yönetmenliğini Hakan Algül‘ün yaptığı, absürd komedi türünde 106 dakikalık bir film ‘Deliha’. Gupse Özay (Deliha), Derya Alabora (Aysel), Cihan Ercan (Cemal), Barış Arduç (Cemil), Zeynep Çamcı (Meryem), Hülya Duyar (Fatma), Cenk Durmazel (Fevzi), Korhan Herduran (Tayyar), Esin Eden (anneanne), Ali Çelik (Emlakçı Faik), Jeyan Ayral Tözüm (Rum kadın), Nezih Tuncay (Kasım), Fatih Özkan (Falcı), Gülay Baltacı (Cemil ve Cemal’in annesi), Murat Karasu (Cemil ve Cemal’in babası), Feriha Eyüboğlu (Makbule), Benian Dönmez (Songül), Gülsüm Akan (Ayten), Serap Durmaz (Gülten) ve Kadriye Çetinkaya (Nurdan) rol almışlar.
14 Kasım’da vizyona giren Deliha, senaristi olarak kurguladığı ana karakteri kendisi oynayarak beyazperdeye taşıyan ilk kadın komedi oyuncusu filmi olma özelliğini taşıyor.
Bir filmi, sadece başrol oyuncusunun oyunculuk yeteneğine, ağlatma, güldürme ya da düşündürme becerisine göre değerlendirmeyi alışkanlık haline getirmiş kimi eleştirmenlerin, filmin başrol oyuncusu olan Gupse Özay’a “Recep İvedik’in kadın versiyonu” yaftasını yapıştırdığı bir film oldu Deliha. Fragmanını izleyip film hakkında fikir yürütebilecek, dahası tespitler yapacak derecede ‘üstün algı kapasiteli’ kimi izleyicilere de bıdı bıdı etmek için fırsat doğdu böylece. Bana kalırsa, bazı eksilerinin yanında dikkate değer artıları da var bu filmin.
-Neler mi bunlar?
İlkin, Gupse Özay’ın başarılı bir gözlemci olduğunu gördük. Karakterler sıradan belki ama söylem ve eylemlerini tahlil ettiğinizde, yakın çevrenizde bulunan insanlardan her an bekleyebileceğiniz, bu güne kadar vurgulanmamış, belki önemsenmeyerek atlanmış, “hakikaten böylesi insanlar da var” veya “böylesi bir adam/kadın bunu rahatlıkla söyler” ya da “yapar” diyebileceğiniz anların olduğunu fark ediyorsunuz. Bir kadın eliyle kaleme alınmış senaryodan, kadın günlerini, orada konuşulan konuları, misafirler arasındaki dedikodu döngüsünü, insanları çekiştirme tarz ve biçimlerini, çekememezlik boyutlarını da öğrenme fırsatı buluyorsunuz. Zaman zaman sıkıldığınız, bazı durumların abartılmış olduğunu görüp “bu kadar da olmaz ki!” dediğiniz olmuyor mu? Oluyor elbet! Ancak bu durum, sanatsal bir film olma gayesi gütmeyen, izleyicisine hoşça vakit geçirtmek, stresten uzaklaştırmak için kurgulanmış hangi film için geçerli değil ki? Üstelik özellikle vurgulamak gerek; bu senaryo ve film Gupse Özay’ın ilk denemesi.
Gelelim yardımcı oyunculara… Zeliha’nın (Gupse Özay) annesi rolünü üstlenen Derya Alabora, menopoz evresindeki bir kadının sıkıntı ve dertlerini beyazperdeye ne de güzel yansıtmış.
Köyünden kopup gelmiş, kendisini kısıtlı olanaklar içerisinde eğitmeye çalışmış, fotoğrafçılık meraklısı Cemal, Cihan Ercan’ın dışında ve ondan daha başarılı bir biçimde seyirciye nasıl sunulabilirdi, bilemiyorum. Çok başarılıydı. Rahatlıkla denilebilir ki; filmin en başarılı oyuncusuydu.
Alzheimer hastası anneanne rolündeki Esin Eden, anlık ve tuhaf çıkışlarıyla benim bulunduğum salondaki seyircilerin büyük kısmını güldürmeyi başardı.
Emlakçı Faik rolündeki Ali Çelik; toplumumuzda sıkça görülen maddiyatçı ve uçkuruna düşkün insan tipinin çok başarılı bir örneği idi.
Fatih Özkan, kısa olmasına rağmen falcı rolü ile filmdeki en başarılı oyunculardan biriydi. Filmi henüz izlemeyenler varsa onun bulunduğu sahneyi soluksuz izlesinler derim.
Gupse Özay’ın, abartılmış makyaja, dağıtılmış saçlara, garip dişlere, zaman zaman bir deli gibi davranmasına gerek yokmuş doğrusu. Zorlamasaymış iyiymiş, zira böyle yaparak doğallığından uzaklaşmış. Seyircide ona yönelik yerleşik bir ‘komik kadın’ algısı var zaten. Ne diyelim; “Bu seferlik böyle olmuş”.
Kadın komedyen kıtlığının hüküm sürdüğü ülkemizde, Gupse Özay gibi sanatçıların bu tip girişimlerini elden geldiğince desteklemenin, kendilerini geliştirmeleri için yapıcı eleştirilerle onlara yeni yeni fırsatlar vermenin önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum.
‘Absürd komedi’ türünde bir film olduğunu bilerek, beklentinizi yüksek tutmadan, hakkındaki ileri-geri eleştirilere de kulak asmadan,
– Gidin, izleyin, gülün, eğlenin derim…