Tutunamayan biricik arkadaşım Selim’e…
Bir aydınlar destanı olan Tutunamayanlar; Oğuz Atay’ın diğer eserleri gibi yazarın ölümünden sonra tutunabilmiştir. Farklı bir yazınsal gerçeklikle yazılmış bu eser; Türk aydınına ışık tutuyor.
Kitap ilk çıktığı zamanlarda bazı eleştirmenler tarafından ağır aleyhte eleştiriler almıştır. Yazar yaşarken de unutulduğundan bahseder. Sitemi; tıpkı kitabında yarattığı derin kurgunun ifade ettiği gibi anlaşılamamış olmasınadır. Ancak yıllar sonra edebiyat dünyasında derin etki uyandırmış, özel bir okuyucu kitlesi oluşturmuştur.
Roman kahramanı Selim Işık’ın bakış açışıyla, dünyayı algılayışıyla yazılmış, örneksiz bir niteliktedir. Küçük burjuvanın değer yargılarını altüst eden Selim; başkaldıran ve kitapların derinliğiyle yaşayan asla teslim olmayan bir karakter.
“Bana bir kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi gibi sıfatlar yakıştırılabilir. Şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot’a benzetebilirsiniz beni. Yalnız onunla bir fark var aramda: Ben kendimi Don Kişot sanıyorum.”
Selim tıpkı Oğuz Atay gibi asla anlaşılamamaktan dolayı acı çeker. Yazar bu acıyı müthiş bir duyarlılıkla beslediği mizah anlayışıyla bütünleştirir. Romanın diğer başkişisi olan Turgut Özben: “Beni de al Selim; ölümden, unutulmaktan öteye gidelim. Birlikte tutunamayalım.” derken arkadaşı Selim gibi direnemediği için kendini yenik sayar. Cahil Turgut’u iyi saklar ve evinin muhteşem kütüphanesindeki okunmamış kitaplarıyla yaşarken, Selim’in intiharıyla sarsılır. Ve böylece karşı koyamayacağı bir sorgulamaya girer.
Tutunamayanlar ansiklopedisinde tanışılacak onlarca insan, giderek inzivaya ve yok olmaya mahkumdurlar. Çünkü onları buna mahkum eden toplumun tutunacak bir yeri vardır. Türk aydınının iç hesaplaşmasını ve varoluşumuzu sorgulayan bu kitap yazarın kırk yıl sonrasına ışık tutmasıyla doyumsuz bir hale geliyor.
Selim daha yirmi sekiz yaşındaydı ve o hep yirmi sekiz kalıcaktı. Selim’in İsa Mesih’e olan sevgisi ve Turgut’ un onun yeniden varolacağına olan inancı… “Ben buradayım sevgili okurum sen neredesin?” diye seslenirken Oğuz Atay, bir an Turgut’un sesiyle ayılır gibi oluyor ve dinliyorum: